Son Dakika
Pazar, 14 Mart 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
‘Acı patlıcanı kırağı çalmaz’ mı? Kemal Özer
Türkiye’nin ihraç ettiği yahut ithal ettiği tarım ürünleri hakkında sık sık haberler okuruz. Bu haberlerin hemen hiçbirinde Türk ürünleri övülmez. Tarım ürünlerimizin genellikle hormon ve ilaç kalıntısı gibi ‘sağlıksızlığına’ yönelik haberlerle ün yapması oldukça manidar geliyor ve aslında hiçbirimiz bu haberleri yadsımıyoruz.

Bu haberlerin bir diğer şöhreti de, tümünün en yetkili ağızlarca aynı gün ‘yalan’lanmasıdır.

 

Bizim Tarım Bakanlarımız ve tarım bürokratlarının her biri tek başına laboratuar gibiler.

 

Türkiye’de Tarım Bakanlığına ve tarım bürokrasisine hangi dönem kim atanırsa atansın, hepsinin ortak özelliği bu iddiaların tümünü aynı gün aklamalarıdır. Hikmetinden sual olunamadığı için hepsi de sağlıklı(!) çıkar.

 

Hatırlarsınız geçtiğimiz ay Avrupa Birliği, Türkiye'nin de yağ ihtiyacının ezici bir çoğunluğunu ithal ettiği Ukrayna'nın yağlarında ‘zehir’ olduğunu açıklamıştı.

 

Avrupa Birliği ülkelerinden İspanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler Ukrayna yağlarında 'Zehir' olduğunu tespit edip, halktan ayçiçeği yağı kullanmamasını istemekle kalmayıp, marketlerde de ayçiçeği yağını raflardan toplatmıştı. Bu ülkelerde yapılan incelemede söz konusu yağlara madeni yağ karıştığı, kimyasal, inorganik maddeler ve asbest olduğu açıklanmıştı.

 

Türkiye’ye bu duruma nasıl karşılık vermiştir? Çok iyi bilirsiniz ama yine kısa bir özette yarar var.

 

Türkiye’ye de girdiği iddia edilen yağlarla ilgili Tarım Bakanı Mehdi Eker, "Şu ana kadar yaptığımız testlerde sağlığa aykırı bir maddeye rastlamadık. İncelememiz sürecek” demişti. Süren(!) inceleme sonuçlarını ben hiç beklemedim. Çünkü bu ülkeyi yakından tanıyanlar bilir ki; bu ülkede zenginin kesesi ve devletin itibarı halk sağlığından hep daha önemli olagelmiştir. Bu nedenle sonuçlar pozitif çıksa (zehir tespit edilse) bile asla bu kamuoyu ile paylaşılmayacaktır. Olumlu bir örnek hatırlayanınız var mı?

 

Geçtiğimiz hafta ise Rusya, Türk tarım ürünlerinin ithalatını durdurdu. Rusya Tarım Bakanlığı sözcüsü Alekseyenko, yasağın gerekçesini ‘Türk tarafının uyarılara rağmen defalarca güvenlik garanti şartlarını ihlal etmesi ve ürünlere aşırı derecede tarım ilaçları kullanmaları’ olarak açıklıyor.


Rusya, Türkiye'den gelen ürünlerde ‘yüksek dozda tarım ilacı’ kullanımını çok sık tespit ettiklerini ve üreticilerden üretim şartlarını içeren belge istedikleri halde bu belgenin de çoğu zaman gelmediğini belirtiyor.

 

Rusya bu ürünleri neden yasaklıyor? Türk tarım ürünlerinde sağlığa zararlı pestisid gibi kimyasal maddelerin bulunması imiş. Yasaklanan ürün miktarı sadece bu yıl için 4 bin ton.

 

Rusya, tarım ilacı kalıntılarının öngörülen normun çok üzerinde olduğunu belirtiyor. Aslında pestisid gibi kimyasalların varlığına da razı gözüküyor. Bizimkiler ‘acı patlıcanı kırağı çalmaz’ düşüncesiyle hızlarını alamıyorlar anlaşılan.

 

Pestisid; insan ve hayvan vücudu ile bitkiler üzerinde veya çevresinde yaşayan, besin kaynaklarının üretim, depolanma ve tüketimi sırasında kaliteyi düşüren ya da zarara uğratan böcek, kemirici, yabani ot, mantar gibi canlı formlarının etkilerini azaltmak için kullanılan kimyasal maddelermiş.

 

Sağlık Bakanlığı dokümanlarına göre pestisid; bulantı, kusma, sekresyon artışı, karın ağrısı, kramp tarzı, diyare, akut pankreatit, tenesmus, fekal inkontinans, bronşlarda salgılama artışı, burunda salgı artışı, bronkospazm, larenks spazmı, solunum kaslarının zayıflığı ya da paralizi, orofaringeal kasların zayıflığı yada paralizi, hiperventilasyon, pulmoner ödem, pnömoni, solunum depresyonu, solunumun durması, bradikardi, hipotansiyon, taşikardi, hipertansiyon, aritmiler gibi yan etkilere sahipmiş.

 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre her yıl milyonlarca insanda pestisid zehirlenmesi vakaları yaşanmakta imiş. İnsanların yaşam kaliteleri ve sağlıkları tükettikleri ürünlerle bozuluyor. Daha fazla ürün verimi için atılan bu ilaçlar, daha fazla insan telefine ve daha fazla kaynak israfına neden oluyor. Yani zararı faydasından çok. Bir başka tabirle, bu gıdaları tüketerek zehirleniyorsunuz. Devlet ise sizi tedavi etmek için milyarlarca dolarlık sağlık ve ilaç harcaması yapma zorunda kalıyor.

 

Tarım ilacı ile insan sağlığı için gerekli ilaçları üretenler aynı şirketler. Tarım ilaçları ile zehirleyip diğer ilaçlarla tedavi ediyor gözüküyorlar. Kısacası ilaç üreticileri hep kazanan, bizlerse hep kaybeden tarafız. Devlet yetkilileri ise hep aklayan taraf… Neyi akladıkları ise herkesin malumu…

 

Avrupa Birliği üyesi ülkelere sebze ve meyve satmak istiyorsanız ürününüze ‘Temiz Kağıdı' (Euregap) gerekiyor. Eurepgap için aranan standartlar, üretimin yapılacağı topraktan başlayıp tarlalarda çalışan işçilerin sosyal haklarına kadar çok geniş bir yelpazeye uzanıyor. 2004’den bu yana bu belgenin Türkiye iç pazarında uygulanması da gündem de. Ama ümitsiz bir vak’a olarak masada bekliyor.

 

Rusya’nın tarım ürünlerini reddetmesine sevinmeli mi üzülmeli mi diye düşünüyorsanız, ben sevinilmeli diyenlerdenim. Bunun üç nedeni var. Birincisi, Rusya’nın reddettiği ürünlere kör bir alıcı bulamazsak iç pazara sunacağız. Bu sayede tarım ilaçları kalıntısı olsa bile gariban tüketici daha ekonomik sebze ve meyve yiyebilecek. İkincisi ise iç pazara verilen ve hiçbir kontrol içermeyen ürünlerin yanında dış pazar için biraz daha özenle üretilmiş ancak pestisid nedeniyle reddedilen ürünler iç pazara verilecek. Kim bilir böylece Ruslar kadar değerimiz olmasa da en azından Rusların reddettiği ürünleri yiyerek sınıf atlayabiliriz. Üçüncü ise ‘nush ile uslanmayan çifti ve tarım bürokrasisinin tekdir edilmesi’dir...

 

Tarım politikası olmayan bir ülke, [örneğin süne ile doğal yöntemleri bırakıp ilaç mücadelesi yaparak] sadece Allah c.c.’in yarattığı doğal dengeyi bozar. Herkesin ortak besini olan ekmek sorununu çözmek yerine, süne mücadelesiyle ilgilenen bir tarım bürokrasisi ile bu işler başarılamaz.

 

Kur’an’ın tabiriyle akledip temiz ve sağlıklı [dolayısıyla helal] ürünler tüketebilmek için hep birden mücadele etmek, akıllı olduğu iddiasındaki herkesin görevidir. Aksi halde kendi elimizle kendi helâkimizi hazırlarız.

 

Yazımızı çiftçilik yapan bir sınıf arkadaşımla dün yaptığım görüşmede elde ettiğim bilgilerle tamamlayalım. Buğday, karpuz ve kavun ekerken kompoze gübre (azot ve fosfat), baharda azot, nitrat, amonyum sülfat ve ardından ‘ester’ diye tabir edilen yabancı ot ilacı ve son olarak çinko ve sülfat’tan oluşan gübre atıyorlarmış. Pancara ise kompoze gübre (azot ve fosfat), baharda dört defa (azot, nitrat, amonyum sülfat, çinko’dan oluşan) gübre atıyorlarmış. Kavun’a ek olarak çivi diye tabir edilen ilaç atılıyormuş. Bunların miktarı yılda her dönüme 300 ila 400 kğ’ı buluyormuş..!

Afiyet olsun!

15.12.2008 Bu yazi 623 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9
Tarım Bakanı'nın GDO konusundaki açıklamaları inandırıcı mı?


 
  • Neden cam şişeden su içemiyoruz?
    "Plastik kartelleri nereye dayanıyor, petrol kartelelerinin politikasına uygun olarak, gidip plastik şişelerden su içiyoruz." Prof. Dr. İlhan Talınlı anlatıyor...
  • Türkiye’de ‘Helâl Gıda’ sertifikasının olmaması büyük kayıp
    Helâl Sertifikalı et, süt ve sair mamuller hakkında deteylı bilgiler veriyor. Ve Türkiye’nin “Helâl Gıda Sertifikası” uygulamasına girmemesini bir garabet, hatta bir ihanet olarak vasıflandırıyor.
  • Jeopolitik bir silah olarak TOHUM...
    Obama projesinin arkasında duran elitlerle Bush'u başa getirenlerin aynı çevreler olduğu unutulmamalı.
  • “Televizyonu kapat, hayatı aç”
    "Öncelikle bizim televizyonlarımız çok fazla çöplük üretiyor. Gençleri ve çocukları yüzeysel, gelip - geçici, anlık hazza dönük programlarla oyalıyorlar, avutuyorlar."
  • Gıda politikaları geleceğimizin garantisidir
    96 yılında farklı ürünlerde, Mısır, Soya, Kanola ve zaman içinde de pamukta bu teknoloji uygulanmaya başlandı. Üretici firmaların savunma noktası, bu çeşit üretimin gıda açlıklarına çözüm olacağıydı.
  • Teslim bayrağı mı çekiliyor!
    "Bugün Türkiye’de 26 Ekim’de yürürlüğe giren yönetmeliğin her yeri skandalla dolu. Aslında bu bir teslim bayrağını çekme yönetmeliğidir." İşte GDO Yönetmeliğine karşı Danıştay'a dava açan Kemal Özer'in açıklamaları...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri