Son Dakika
Pazar, 14 Mart 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Ahmet Aydın’da yanlış anlarsa Kemal Özer
Ölüm döşeğindeki Hegel, öğrencisi Marx’a; “Beni bir sen anladın sen de yanlış anladın” dediği rivayet edilir ya. Bendeniz Hegel gibi demiyorum. Şükür ki beni doğru anlayan çok kişi var.

Geçtiğimiz aylarda haftalık haber dergisi Aksiyon, tatlandırıcılarla ilgili hazırladığı bir dosya haber için bendenizle de görüşmüştü. Oldukça ayrıntılı olduğunu düşündüğüm bilgiler sundum. Fakat dergi uzunca görüşmeden sadece çok küçük bir bölümünü yayınladı.

 

Yayınlanan bölümden biri “Şekerin yerini alan kimyasal tatlandırıcılar hakkında araştırma ve haber çıkmamasının altında uluslararası bir tröstün yattığını söylüyor. Özer’in iddiasına göre bir dönem yapay tatlandırıcı şirketlerinde görev alan eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld de kritik rol oynuyor. Kamuoyu üzerinde baskı oluşturuluyor, negatif propaganda yapanlara izin verilmiyor, aspartamın kansere yol açmadığına dair –sözde– bilimsel araştırmalar yayımlatıyorlar” şeklindeki ifadelerimdi.

 

Kendisi ile yakîn olarak tanışma imkânım olamasa bile değerli çalışmalarını basından ve sitesinden takip ettiğim Prof Dr Ahmet Aydın hoca, haberin bütününü sitesine alıntıladıktan sonra “Kemal Özer’e cevap” başlıklı bir bölüm lütfetmişler.

 

Ne kadar memnun oldum anlatamam. Keşke görüşlerimize katılmadığı yönlerini bu şekilde dile getiren çevreler artsa da konu hep gündem de kalabilse. Prof Aydın hoca “Türkiye’de diyetisyen kılıklı kişiler (!!!) un, şeker, tuz denilen “üç beyazdan uzak durun” çağrısında bulunuyor. Hâlbuki “Bu üçünden uzaklaşırsanız yaşam biter. Her şeyi dozunda almak doğrudur. Aşırı kullanmayın demeleri gerekirken, çok tehlikeli şekilde ‘uzaklaşın’ diyorlar” şeklindeki ifadelerimi, üzerine alınmadığını belirtmekle birlikte acımasızca da eleştiriyor.

 

Galiba hocamız tıpkı Marx’ın Hegel’i yanlış anlaması gibi bendenizi yanlış anlamış. Zannetmiş olmalılar ki biz üç beyazı savunuyoruz. Bu vesileyle belirtiyorum ki: Asla! Üç beyazın tehlikelerinden haberdarım ve bu konuda da içim yanıyor.

 

Ahmet Aydın hocaya hatırlatmak isterim ki: Unun beyazlatılması için kullanılan ve halen de kullanıldığına inandığım Benzoil Peroksit ve Potasyum Promat’ın varlığını laboratuarda analiz ettirip yasaklanmasını sağlamış biriyim. Bunun için dönemin Tarım Bakanı Sami Güçlü beyle polemiğe girdiğimi, takip edenler biliyorlar.

 

Geçtiğimiz yıl ekmek tebliğinde yapılan değişiklik; bir basın açıklamam ile büyük bir kanalda Koruma Kontrol Genel Müdürü ve ATO başkanı ile yaptığım tartışmanın ürünüdür. Kaldı ki bu tartışma ile ilgili Ergenekon zanlısı bir oda başkanı hakkımda tazminat davası açmış ve davayı da kaybetmiştir.

 

Daha ‘Un ve ekmek’ yazımın mürekkebi bile kurumamışken ve de görüşlerimin bütünü irdelenmeden itham edilmem en basit ifadeyle haksızlıktır.

 

Kendilerini ‘diyetisyen’ olarak takdim eden kişilerin ilk cümleleri “üç beyazdan uzak durun” olmuyor mu? Bu ifrat değil midir? Yani diyorsunuz ki ekmek, tuz ve şekerden uzak dur” Sahi bu üçü olmadan bir yaşam mümkün mü? Birçok kimse gibi diyorum ki bunlarsız bir yaşam mümkün değil, mümkün olan Zekeriya Beyaz’sız bir yaşam.

 

Şaka bir yana şunu belirtmekte yarar var. Bu şekilde ifadelendirdiğinizde insanlar soruyorlar. “Tuz yeme, un yeme, şeker yeme. Nasıl olacak?” Evet, şekersiz bir hayat imkânsızdır. Lakin bugünkü anlamdaki beyaz toz şeker ve karşılığı olarak üretilen kanserojen tatlandırıcılarsız bir hayat mümkün olmanın ötesinde çok daha sağlıklı. İnsanın ihtiyacı olan şeker, birçok doğal gıdada bol miktara bulunmakta…

 

Yine ‘beyaz un’ gizli açlık yapan bir zararlı... Beyaz un yerine hiçbir endüstriyel ayırıma tabi tutulmamış, katkı eklenmemiş “tam un” tüketmek sağlıklı bir yaşam için şart. Tuza gelince; tuzsuz bir yaşam imkânsız... Fakat iyotlandırılarak satılan ve ‘doğal göl tuzu’ ifadesiyle etiketlenen, kimyasal yapısı bozulmuş tuzlardan uzak durmak en doğru olanı. Vücudun gerektirdiği miktar kadar kaya tuzuna yönelmek gerekiyor. Ama tuz almayın demek asla doğru olamaz.

 

Amacımızın, sloganik cümlelerle insanların zihnini karıştıranlara karşı olduğunu, Prof Ahmet Aydın hoca bilseydi –ama bilmesi gerekirdi– bizi eleştirmeyecek, şerh edecekti. Haksız isnatları hariç iyi ki eleştirdi. Bizde bu vesileyle kendimizi şerh etmek imkânı bulduk.

 

Sayın Aydın’ın şahsıma hitaben yazsa da, Başkanlığını yürüttüğüm Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’ni töhmet altında bırakan “İşte böyle sayın Özer fikir sahibi olmadan bilgi sahibi olunmuyor. Sağlık ve Gıda Güvenliğimizi böyle korumaya devam ederseniz vay bizim halimize!” gibi sığ bir cümlenin bize yapıştırılabilecek bir etiket olmadığını, Ahmet Aydın hoca bilmese de bilen bilir.

 

İnternet ile bu kadar hemhal olan biri, lütfedip sitemize girse çalışmalarımız ve basın açıklamalarımıza baksa hatta makalelerimizi göz ucuyla da olsa inceleyebilseydi, bizi eleştirmek yerine mezkûr dergide yer alan haberin içindeki eleştirilmesi gereken dernek ve kamu temsilcilerine bu yaftayı yapıştırsa, kendi saygınlığı açısından daha isabetli olurdu.

 

Sahi Ahmet hoca siz bu üç maddeyi hiç tüketmiyor musunuz?

 

03.08.2009 Bu yazi 264 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9
Tarım Bakanı'nın GDO konusundaki açıklamaları inandırıcı mı?


 
  • Neden cam şişeden su içemiyoruz?
    "Plastik kartelleri nereye dayanıyor, petrol kartelelerinin politikasına uygun olarak, gidip plastik şişelerden su içiyoruz." Prof. Dr. İlhan Talınlı anlatıyor...
  • Türkiye’de ‘Helâl Gıda’ sertifikasının olmaması büyük kayıp
    Helâl Sertifikalı et, süt ve sair mamuller hakkında deteylı bilgiler veriyor. Ve Türkiye’nin “Helâl Gıda Sertifikası” uygulamasına girmemesini bir garabet, hatta bir ihanet olarak vasıflandırıyor.
  • Jeopolitik bir silah olarak TOHUM...
    Obama projesinin arkasında duran elitlerle Bush'u başa getirenlerin aynı çevreler olduğu unutulmamalı.
  • “Televizyonu kapat, hayatı aç”
    "Öncelikle bizim televizyonlarımız çok fazla çöplük üretiyor. Gençleri ve çocukları yüzeysel, gelip - geçici, anlık hazza dönük programlarla oyalıyorlar, avutuyorlar."
  • Gıda politikaları geleceğimizin garantisidir
    96 yılında farklı ürünlerde, Mısır, Soya, Kanola ve zaman içinde de pamukta bu teknoloji uygulanmaya başlandı. Üretici firmaların savunma noktası, bu çeşit üretimin gıda açlıklarına çözüm olacağıydı.
  • Teslim bayrağı mı çekiliyor!
    "Bugün Türkiye’de 26 Ekim’de yürürlüğe giren yönetmeliğin her yeri skandalla dolu. Aslında bu bir teslim bayrağını çekme yönetmeliğidir." İşte GDO Yönetmeliğine karşı Danıştay'a dava açan Kemal Özer'in açıklamaları...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri