Son Dakika
Cuma, 30 Temmuz 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Bilim travestisi de olur mu? Prof Ahmet R Küçükusta
Son senelerde bilim adamı yerine ‘bilim insanı’ ve ‘’bilim kadını’ terimlerinin giderek yaygın olarak kullanıldığının sanırım farkındasınız.

Bilim adamı, dilimize yerleşmiş, herkesin bildiği, anladığı ve yıllardır kullandığı bir terim. Bununla, erkek ya da kadın olsun bilimle uğraşan kişiler kastedilir, yani bilim adamı demek ‘bilim erkeği demek değildir!

Türk Dil Kurumu’ nun sözlüğünde ‘adam’ kelimesinin bir numaralı karşılığı ‘insan’ olarak veriliyor. Buna göre bilim adamı dendiği zaman, tabii olarak anlaşılması gereken zaten ‘bilim insanı’.

Bu sebeple de bilim adamı sözünden huylanmaya hiç gerek yok, ancak bilimle uğraşan kadınlar kendilerine bilim adamı değil, ‘bilim kadını’ denilsin istiyorlar; bilim adamı teriminden ‘kıllanıyorlar’.

Peki, bu terimler doğru mu, kullanılmalı mı?
Adam kelimesinin diğer anlamlarına baktığımız zaman kadınlara hak vermek gerekiyor. Çünkü adam kelimesinin ikinci anlamı ‘erkek kişi, kadın karşıtı’ olarak bildiriliyor. Buna göre bilim adamı dendiğinde tabii olarak da erkekler akla geliyor.

Adam kelimesinin daha başka anlamları da var. Meselâ: Birinin yanında ve işinde bulunan kimse… Birinin yararlandığı, kullandığı kimse…  Birinin sözünü dinleyen, nazını çeken, kayırıcı… Görevli kimse… İyi huylu, güvenilir kimse… Bir alanda derin bilgisi olan kimse… gibi. Bunlarda da adam, ya insan ya da açık olarak belli değilse de erkek anlamında. Üstüne üstlük adamın bir de halk ağzında ‘koca, eş’ şeklinde karşılığı var.

Adam kelimesinin geçtiği deyimlerimizde de durum farklı değil. İşte birkaç örnek.  Adamdan saymak veya adam yerine koymak: Bir kimseye değeri olmadığı hâlde değer vermek.  Adam etmek: Bir kişiyi yetiştirip topluma yararlı duruma getirmek. Adam evlâdı: İyi bir ailenin iyi yetişmiş, iyi eğitilmiş çocuğu. Adamına düşmek: Yapılacak bir iş güzel bir tesadüfle iyi bir adama, uzmanına verilmiş olmak.

Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz, ama neticede ‘adam’ kelimesi tümünde de insan veya erkek anlamında kullanılıyor veya erkeği çağrıştırıyor. Eh, o zaman da bilim adamı sözünden memnun olmayan bilim kadınlarına mecburen hak vermek gerekiyor.

Bilim adamlarının hemen hepsi erkek
Aslında, bilim adamı teriminin bu kadar yaygın olmasının mâkûl izâhı var: Bilim adamlarının neredeyse tamamına yakını erkek. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada bilim kadınlarının sayısı çok az.

Mesela, fizikte, kimyada veya tıpta Nobel almış kişiler içinde de, müzikte, edebiyatta, resimde sivrilmiş, virtüöz veya deha seviyesine erişmiş kişiler arasında da parmakla sayılacak kadar az kadın vardır.

Durun; hemen ‘Ama üniversitelerimizdeki kadın doçentlerin… profesörlerin sayısı her geçen gün artıyor. Birçok fakültede erkekten çok kadın öğretim üyesi var’ demeye kalkmayın.

Bilim adamlığı başka şey öğretim üyeliği başka şey! Her profesör bilim adamı olmadığı gibi, bilim adamı olmak için de illâ profesör veya doçent olmak da şart değil. Üstelik de yüksek okul veya meslek liselerine dönmüş üniversitelerimizin şu hali pür melâli ortada iken.

Bilgin, âlim, bilimci olabilir mi?
Bilim adamı yerine cinsiyet içermeyen bilgin, âlim, bilimci gibi karşılıklar da tavsiye ediliyor, ama bunların da kadınları tatmin edeceğini sanmıyorum. Nasıl hâkim, polis, doktor diyince hepimizin aklına erkek geliyorsa ve bunu aşmak için kadın hâkim, kadın polis, kadın doktor diyorsak, bu sefer de kadın bilgin, kadın âlim ve kadın bilimci gibi bir sürü abuk-subuk terim ortaya çıkacak.

Gelelim neticeye
Hadi, madem bilim insanı var, o zaman ‘bilim hayvanı’ da olmalı diye cinslik yapmayalım, ama yarın oğlanlar, lezbiyenler, travestiler ve daha bilmem kimler ayaklanırlarsa ne olacak?

Ya onlar da ‘Biz ne bilim adamıyız ne bilim kadını; biz ‘Bilim lezbiyeni’ yiz veya biz ‘Bilim transseksüeli’ yiz diye kendi terimlerini yaratmak isterlerse, haklı olmayacaklar mı?

09.06.2009 Bu yazi 356 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5
Tarım Bakanlığı'nı...




 
  • ‘ABD elçisi beni tehdit etti’
    Eski Tarım ve Köy İşleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, timeturk.com’dan Kemal Özer’e çarpıcı açıklamalar…
  • GDO: Çağdaş Esaret
    Bu bir beslenme kitabı değil, karşı olup olmamakla ilgili bir mesele de değil! Bu kitap geleceğimizi ipotek altına sokmaya çalışanlara bir başkaldırıdır. Tohumumuza el konulduğu zaman biz köleyiz. Bu yüzden 'çağdaş esaret'"
  • Rafine şeker zehir, doğal şeker şifa
    Gerçek ortaya çıkıyor! Doğru ile yanlış birbirinden ayrılıyor... Rafine şekeri yersen, doğal şekeri yemzesen hastalıklar başlıyor. Peki, ama nasıl? Prof. Dr. Ayten Altıntaş iyilikgüzellik'in sorularını cevapladı.
  • Sabancı, derdine çareyi buldu
    Özdemir Sabancı'nın gelini, Demir Sabancı'nın eşi Aslıhan Koruyan Sabancı, 4 yıl önce 77 besine duyarlılığı olduğunu öğrenince, ülkemizde bugüne kadar yapılmayan bir kitaba imza attı. "Glütensiz Gurme Lezzetler" adlı çalışma, çölyak hastalarına ve besin duyarlılığı olanlara tatsız tuzsuz değil, tam gurmelere layık 170 lezzetli tarif sunuyor.
  • Kapitalizm, Deccal gibi
    "Deccal Tabakta" isimli kitabıyla gündeme gelen gazeteci-yazar Kemal Özer, GDO’ların ardındaki şirketlerin dünya hâkimiyeti peşinde koşarak ve ırk arındırma anlayışıyla Deccal gibi davrandıklarını söylüyor. Ancak peşinde koşulan amacın gerçekleşemeyeceğini hesap üstünde bir hesap olduğunu da belirtiyor.
  • Gerçek aşk, kalbe iyi geliyor...
    "Aslında kalp tek değil. Tanrı kalbi de çift yaratmış. Birisini size vermiş, birisini bir başkasına, arayıp bulun diye. Bulunca iki kalbiniz oluyor." Prof. Dr. Bingür Sönmez anlatıyor...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri