Son Dakika
Cuma, 12 Mart 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Bir ‘silah’ olarak gıda (2) Kemal Özer
Bu güç odakları, ABD ve Kanada gibi ülkelerde başlattıkları değişim ve yozlaşma modelini diğer ülkelerin iknası için bir model olarak sunmaktalar. Bunun içinde seçtikleri yöntemin boyutları ürkütücü olmanın yanı sıra kısa vadeli bir proje de değil.

Lütfen konu bütünlüğü açısından birinci bölümü okuyunuz

Bu güç odakları, ABD ve Kanada gibi ülkelerde başlattıkları değişim ve yozlaşma modelini diğer ülkelerin iknası için bir model olarak sunmaktalar. Bunun içinde seçtikleri yöntemin boyutları ürkütücü olmanın yanı sıra kısa vadeli bir proje de değil.

 

Rol modelin başarısı için öncelikle yapılanmanın içeride olması ve ABD kurumlarının da ele geçirilerek, buradaki uygulamaların bilimsel çalışmalarda temel veri olarak alınmasını sağlamak gerekmektedir. Bunun içinde ABD’nin Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)’nın kontrol altında tutulması ve referans kurum haline getirilmesi gerekmiştir.

 

Birleşmiş Milletleri ve ona bağlık kuruluşların yönetimi de, ABD kurum ve kuruluşlarından farklı değil. BM ve örgütlerinin yanı sıra, başta FDA olmak üzere bakanlıkları dâhil, ABD’nin ilgili kuruluşlarının da bu firmalarca yönetilip yönlendirildiğini ortaya çıkması üzerine Cargill tarafından Dünya Ticaret Örgütü (WTO-DTÖ) gibi yeni bir silah geliştirilir.

 

1 Ocak 995’de DTÖ kurulur. Bu derin yapılanma, Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT)’ın devamı gibi gösterilmek istense de aralarında önemli farklılar vardır. 1948’de kurulan GATT, sadece mal ticaretini kapsarken, WTO mal, hizmetler ve fikri mülkiyet hakları olarak da bilinen ‘fikir ticareti’ni de kapsar. Bütünüyle Evangalist, Şeytan ve Siyonizm ortaklığı olan örgütün ana amacı da budur.

 

Rusya ve bağımlısı ülkeler, 133 üyeli DTÖ’ya girmeyi halen de reddetmekteler. Çünkü DTÖ, dört ülkenin kontrolündedir ve kararları üye ülke hükümetlerce tartışılmaksızın kabulü zorunlu bir dayatmayı içeriyor.

 

Ülkeleri ABD’nin ticari köleleri haline getirmeye çalışan sözde örgütün tarımdan tekstile, hizmetlerden fikri mülkiyet haklarına kadar, çok farklı alanda 29 ayrı bağlayıcı metninin yanı sıra üyelere büyük sorumluluklar ve taahhütler yükleyen 25 karar, deklarasyon ve anlaşması bulunuyor.

 

DTÖ’nün hassas olduğu sektörlerin başında hiç kuşkusuz tarım ve dolayısıyla GDO gelmekte. Zaten kurulmasının ana gayesi de DTÖ’nün bağlayıcı kararları üzerinde üye ülkelerde GDO’nun serbest bırakılması ve desteklenmesi. Bütün bunları yaparken, tarım ve ihracatın teşviki, gıda güvenliği, bitki ve hayvan sağlığı gibi herkese şirin gelen, süslü kavramları da kendisine kalkan yapmakta.

 

Fikri mülkiyet haklarının ticaretle ilgili yönünü ‘TRIPS anlaşması’ ile düzenler. Bu anlaşma, telif ve patent hakları gibi yeni fikri mülkiyet haklarını dile getirmekle kalmayıp; coğrafi işaretler, endüstriyel tasarım, ticaret markaları ve ticaret sırları ve geliştirme süreç bilgi hakları gibi verilerin korumasını sağlayarak; varlık nedeni olan firmaların mülkiyet ve haklarını koruyarak yerel gelişimlerin ve küçük ölçekli çabaların önünü de kesiyor.

 

Özetle merkezi Cenevre’de olan DTÖ’nün; karar, anlaşma ve taahhütleri; tüm üye devlet için ulusal yasalarının üzerinde bir bağlayıcılığa sahip. Diğer bir sorun ise “teknik yardım” adı altında ülkelerin sistemlerini değiştirdiği ve bağımlılık modelleri oluşturmak için çalışıyor olması.

 

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)’ın neden bu denli yaygınlaştırıldığını ve bunun nasıl başarıldığını anlamanın yolu, Dünya Ticaret Örgütü’nün yapısı, faaliyetleri ve yönetimini tanımaktan geçmekte. Çünkü DTÖ, kelimenin tam anlamıyla mahşerin dört atlısının dünyayı yönetmek için geliştirdiği uluslararası bir kılıf ve kurucularının hedefleri doğrultusunda ilerlemesini sürdürüyor.

 

Birçok ülkede çıkarılan ve ülkemizde de Bakanlar Kurulu’nun masasında bekleyen “Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı” gibi yasa çalışmaları, tartışmasız bir şekilde Cargill, Monsanto ve Rockefeller gibi yapılanmaların, DTÖ başta olmak üzere Dünya Bankası ve İMF üzerinden dayattıkları yasa çalışmalarıdır. Adındaki “güvenlik” kelimesi de tıpkı bu tür örgütlerin sık sık kullandıkları “insan, bitki ve hayvan güvenlik ve sağlığı” gibi karanlığın kılıfı kavramlardan biri olarak durmakta.

 

-üçüncü bölüm için tıklayınız-

 

27.07.2009 Bu yazi 307 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9
Tarım Bakanı'nın GDO konusundaki açıklamaları inandırıcı mı?


 
  • Neden cam şişeden su içemiyoruz?
    "Plastik kartelleri nereye dayanıyor, petrol kartelelerinin politikasına uygun olarak, gidip plastik şişelerden su içiyoruz." Prof. Dr. İlhan Talınlı anlatıyor...
  • Türkiye’de ‘Helâl Gıda’ sertifikasının olmaması büyük kayıp
    Helâl Sertifikalı et, süt ve sair mamuller hakkında deteylı bilgiler veriyor. Ve Türkiye’nin “Helâl Gıda Sertifikası” uygulamasına girmemesini bir garabet, hatta bir ihanet olarak vasıflandırıyor.
  • Jeopolitik bir silah olarak TOHUM...
    Obama projesinin arkasında duran elitlerle Bush'u başa getirenlerin aynı çevreler olduğu unutulmamalı.
  • “Televizyonu kapat, hayatı aç”
    "Öncelikle bizim televizyonlarımız çok fazla çöplük üretiyor. Gençleri ve çocukları yüzeysel, gelip - geçici, anlık hazza dönük programlarla oyalıyorlar, avutuyorlar."
  • Gıda politikaları geleceğimizin garantisidir
    96 yılında farklı ürünlerde, Mısır, Soya, Kanola ve zaman içinde de pamukta bu teknoloji uygulanmaya başlandı. Üretici firmaların savunma noktası, bu çeşit üretimin gıda açlıklarına çözüm olacağıydı.
  • Teslim bayrağı mı çekiliyor!
    "Bugün Türkiye’de 26 Ekim’de yürürlüğe giren yönetmeliğin her yeri skandalla dolu. Aslında bu bir teslim bayrağını çekme yönetmeliğidir." İşte GDO Yönetmeliğine karşı Danıştay'a dava açan Kemal Özer'in açıklamaları...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri