Bir anne, anne adaylarını tecrübelerini aktarıyor

O hem bir çevre mühendisi, hem de aromatik bitkiler bölümü mezunu. Hepsinden önemlisi o 4 çocuk annesi. Deneyimlerini anne adaylarıyla başlayan değerli bir anne Saadet Hanım. İşte 4 çocuk annesinin deneyimleri:

Bir anne, anne adaylarını tecrübelerini aktarıyor

Bu yazıya başlamadan önce sitemin önemli okuyucu kitlesi olan annelere şu kitapları okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum.
Deccal Tabakta: Kemal Özer
Şeytan Ye Diyor: Kemal Özer
Ölüm Tohumları: W. Engdahl

İkizler 3,5 yaşında oldular. İlk doğdukları zamanlarda çevrenin etkisiyle sütümün ikizlere yetmeyeceğine inanarak -şu an çok pişman olduğum bir şey yaptım- ve bebeklerime hazır mama yedirdim. Tabi jetonumun düşmesi çok uzun sürmedi. Ve lohusalık döneminden sonra kendimi sorgulamaya başladım. Sütüm nasıl yetmezdi?

9 ay ikizlerimi ben taşımıştım, içimde beslemiştim. Ama şimdi çevrenin söylemleriyle hareket etmeye başlamıştım. Oysa ben bir robot değildim benim de düşünme melekem vardı. Ancak anneliğin verdiği hassaslıkla bebeklerime mama vererek zarar vermeye başlamıştım. Birkere kendimi yetersiz olduğuma inandırmıştım.

Bunun üzerine internetten Saracoğlu Hoca'nın tavsiyesi olan kürlere başladım. İnternetten aratarak Saracoğlu'nun bilhassa incir kürüne ulaştım. Gerçekten de sütüm o günden sonra arttı. Ve inanır mısınız 14 ay ikizlerimi anne sütüyle besledim. Sonrasında zaten bizimle sofraya oturmaya başladılar, önlerine kaşıklarını verip yer sofrasında yemeğe başladılar.

Şimdi gelelim esas mevzuya. Obesity in children İki sene önce bir arkadaşımın bana okumam için verdiği “Ölüm Tohumları” isimli kitapla başladı herşey. Kitaptan sonra artık hayatıma çekidüzen vermemin zamanı gelmişti. Sonrasında endüstri ağzıyla konuşmayan hocalarımı Gıda Hareketi Başkanı Kemal Özer‘i, Prof Dr Ahmet Aydın‘ı, Dr. Yavuz Dizdar‘ı takip etmeye başladım, sizlere de şiddetle tavsiye ederim..

Anladımki artık endüstri kendi karından başka birşeyi düşünmüyor. Biz ve yavrularımız hiçbir zaman endüstrinin umrunda değildik. Hayatımda yaptığımız değişiklikler şunlar oldu.

Yağ: Mısırözü, ayçiçeği yağı, margarinler ve marketteki yağları hayatımızdan çıkardık. Çünkü mısırlar ve ayçiçeği gdo'lu. Ayrıca endüstri zeytinyağıyla kızartma olmaz diye bir tez atmış ortaya. Buna da hiç inanmayın. Çünkü mısırözü ve ayçiçeği yağları gerçek yağ değildir. Çıkan yağ kapkara ve feci kokulu bir yağdır ve bu yağ tekrar fabrikasyon işlemlerden geçirilerek kokusuz ve renksiz bir sıvı elde edilir. Hayatımızda şu an sadece zeytinyağı ve tereyağı bulunuyor.

Şeker: Rafine şekeri komple hayatımızdan çıkardık. Hamur işi yaparsam ya da sütlü tatlı bunları pekmez ya da balla tatlandırmaya gayret ediyorum. Hatta katkısız kakao ile patenti kendime ait kakaolu pekmezli ıslak kek ve pekmezli kakaolu pudingim var. Merak eden arkadaş olursa tarifini paylaşırım. Sütlaç yaparsam da son anda balını ekleyip, altını kapatıyorum ya da şekersiz pişirip üzerine pekmez dökerek yiyoruz.

Tuz: Rafine tuzu kesinlikle kullanmam. Granül kaya tuzu kullanıyorum. Tuzu test etmek için bir çay bardağı sirkeye 1 kaşık atın, eğer köpürürse o tuzu kullanmayın. Rafine tuzlar birçok fabrikasyon işlemden geçer ve içerisinde birçok kimya artığı vardır. Ben çocuklarıma kimya yedirmek istemiyorum. Onları canlı, helal ve temiz gıdalarla beslemek istiyorum. Heleki son zamanlarda tuzlara E536 kodlu siyanür ekleniyorki Allah muhafaza buyursun. Herkesin tabağına giren birşey bu tuz. Ve FDA (Amerikan İlaç ve gıda dairesi) bunu yasaklamış. Ancak ülkemizde tuzların içinde akıcılığı arttırmak için siyanür kullanılıyor. Yeterki tuzun akıcılığı artsın, insanların ne önemi var ki. Kısırlaştır, kanserleştir, kökünü kurut gitsin.

Ambalajlı Gıdalar: Hayatımızdan bütün ambalajlı gıdaları çıkardık. Çünkü hepsinin içerisi gdo'lu soya ve gdo'lu mısırdan elde edilen katkı maddeleriyle dolu. Hatta modifiye mısır nişastası gdo'lu mısır nişastasının değiştirilmiş adı. Çocuklarımda buna gayet güzel uyum sağladılar. Hatta geçen bayram kendilerine uzatılan çikolatayı bile reddettiler. Tabi bunların olmasında duanın da çok büyük rol oynadığını düşünüyorum.

Süt: Sütümü sütçümden alırım her hafta. Yoğurdumu kendim mayalarım. Yoğurt mayalamak dünyanın en kolay şeyi. İkizlerin en çok sevdiği şey yoğurttur. Hazır ayran, yoğurt ve süt kesinlikle tüketmem. Bu konuda Dr Yavuz Dizdar'ın yazılarını okuyabilirsiniz: dayanıklı beyaz eşyaya dönüştürülen sütler

Tavuk: Hayatımızdan endüstriyel tavuğu çıkardık. Çünkü hem gdo'lu bir mahluk, hem de antibiyotikli, bol aşılı 40 günde 2,5 kg olan bir mahluk. Ve tavuk endüstrisinin işkenceleri. Daha öncede bahsetmiştim. Bakınız; gıda terörü. Tavukla ilgili Yavuz Dizdar'la yapılan bir röportaj.

Sebze-Meyve: Sebze, meyveyi mevsiminde tüketiriz. Meyvelerin ufaklarını sever çocuklarım. Bizim evimizde kışın domates, biber bulunmaz kesinlikle. Ancak konservesi vardır. Mevsiminde pişirilen sebzeler süsler mutfağımı. Kışın pancar, ıspanak, havuç, karnabahar, kereviz bulunur bizim evde. Hatta karnabahar yapraklarından bir yemek yapıyorum nefis oluyor. Saraçoğlu'na göre karnabaharın asıl vitamini yapraklarında. Karnabaharı alırken yapraklarını da isteyin. Ve hiç para ödemeden muhteşem sağlıklı bir yemek yapın.

Turşular: Sağlıklı turşular yapmaya çalışırım çocuklarıma. Bol sarımsaklı mevsim turşuları. Hem de kendi yaptığım sirkeden bir güzle oluyorki sormayın gitsin. Son favorim pancar turşusu. Pancar kansızlığa birebir.

Kuru Meyveler-Yemişler: Çocuklarıma ıvır zıvır yedirmiyorum demiştim. Bizim ıvır-zıvırımız kuruyemişlerdir. Kendi kırdığım ceviz ve fındık, kara üzüm(beyazlar kükürtlendiği için genellikle bundan alırım), kuru incir, kuru kayısı, kuru elma, iğde (ishali de geçirir)..

Komposto: Sağlıklı kompostoloar yaparım çocuklarıma, şekersiz. Kuşburnu atarım, incir(tadını verir), üzüm, kayısı, elma. Evdeki bitkilerden; ıhlamur, hatmi, tarçın, karanfil. Yöresel Yemekler: Yapaylıkları hayatımdan çıkardıkça ne kadar çok gereksiz şey varmış dedim hayatımda, sadeleştim. Dedelerimizin tüketmediği şeyleri tükettiğimiz için onların maruz kalmadığı hastalıklara maruz kalıyoruz. Köy yemeklerine hayatımızda daha çok yer vermeye başladım. Lahana çorbası, arpa çorbası, mısır ekmeği (geleneksel tohumdan üretilmiş mısırdan), fasulye turşusu, kaldirik turşusu..

Dedelerimin, ninelerimin yemeklerine daha bir sarıldım. Çünkü onlar uzun yaşadılar. Acaba köyünüzde eskiden kaç tane şeker hastası vardı hiç sordunuz mu annenize? Aslına bakılırsa mutfağım epey anlam kazanmış, çeşitlenmiş. Hani bir ayet var ya: “Birbirinizi tanıyasınız diye sizi milletlere ve soylara ayırdık.” Hucurat 13 Ben bu ayetin ışığında, farklı memleketten arkadaşlarımın yemek kültürlerini tanımanın ne kadar güzel olabileceğini düşündüm. Ve arkadaşlarıma geçen gelişlerinde lahana çorbası yaptım. Keşke arkadaş toplantılarında herkes kendi kültüründen yiyecekler yapsa da hem hamurişi gibi zararllı alışkanlıkları terketmiş oluruz hem de mutfağımıza yepyeni muhteşem sağlıklı lezzetler eklemiş oluruz. Naçizane bir fikrim.

Reçel: Şeker kullanmayınca reçelde bulunmuyor bizim evde. Ancak olgun meyvelerden şekersiz reçeller yapılabileceğini öğrendim. Bu fikri çok sevdim. Ve hemen önümüzdeki yaz olgun meyve reçelleri yapmaya başlıyorum. Yani sağlıklı reçeller eklemeye kahvaltımıza. Bütün bunları sizleri çaresizliğe sürüklemek için anlatmadım. Tek amacım çocuklarımızı-nesillerimizi korumak. Acaba neden teknoloji bu kadar ilerliyor ama hastalıklar hiç azalmıyor? Acaba yediklerimiz mi bozuluyor? Acaba birileri hastalıkları iyileştirmeyip insanları ilaç endüstrisine mahkum etmekte kararlı mı? İşte bu soruların cevabını verebilirseniz, kendinizi keşfetmiş ve ailenizi kurtarmışsınız demektir.

Ben bunları herkese anlatıyorum. Bazıları “hadi canım sende” diyerek bakıyor yüzüme. Ama ben anlatmaya devam ediyorum, anlatmaktan bıkmıyorum. Bir deniz yıldızını daha kurtarabilirsem ne mutlu bana diyorum. Hatta bir deniz yıldızı demek bir aile demek. Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

Çocuklarımı elimden geldiğince kendi yaptıklarımla beslemeye gayret ediyorum. Bunları niçin anlattım. Çocuklarımın hastalıklarında bitkileri kullandığımı yazmıştım. Ancak bunları ise hastalanmadan önceki koruyucu sağlık gerekçeleri olarak anlattım.

Çocuklarımı böyle besliyorum ve hastalanınca da buradaki bitkilerle tedavi ediyorum: Çocuklarımın ilaçları olan bitkiler. Ama eğer çocuklarınızı gıda endüstrisine emanet ederseniz, O zaman da kendinizi ilaç endüstrisinin içinde bulursunuz. Çünkü unutmayın dünyada gıda ve ilaç teknolojisini üretenler aynı çokuluslu şirketler..

3-4 ay boyunca ünlü bir fast food firmasının ürünlerini tüketmiş ve şu anda karaciğer kanseri olan bir gencin teyzesi olduğumu söylersem, belki çığlıklarımın nedenini daha iyi anlarsınız.

Dua ümidiyle..

Kaynak ve kıymetli anneyi takip için tıklayın

 

Yorum Yap

Diğer Haberler