Son Dakika
Cuma, 19 Aralık 2014 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Bir günlük bebeğin ağlatan kürtaj mektup
Gazeteci Nazlı Ilıcak, doğmamış bir çocuğun annesine olan mektubunu içeren hikayeyi okuyunca gözyaşlarını tutamadı.

CNN TÜRK'te Dört Bir Taraf programında gündem yine kürtajdı. Progmanın bir bölümünde Nazlı Ilıcak geçmişte okuduğu ve çok etkilendiği bir mektubu izleyicilerle paylaşmak istedi. Mektubu okurken oldukça duygulanan Nazlı Ilıcak mektubu okumaya devam edemedi.

Uzun süre kendini tutup mektubu okumaya devam etmeye çalışan Nazlı Ilıcak, mektubun son satırlarında gözyaşlarına hakim olmadı. Nazlı Ilıcak'ın ağlaması Nagehan Alçı, Altan Öymen ve Enver Aysever'i de oldukça duygulandırdı.

 

İşte Nazlı Ilıcak'ın okumakta zorlandığı mektubun orjinali

Anne karnındaki bebeğin annesine mektubu anne karnındaki bebeğin mektubu annesine anneye şiiri
Bi kere daha düşünün...

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim:

Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel birsürpriz olacağım.

23 Ekim:

Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim:

Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım:

Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım:

Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım:

Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25 Kasım:

Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık:

Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık:

Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık:

Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık:

Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…

Ah! Kürtajınız ta-mamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun!

Milletvekili Uslu: Yüreği yeten kürtajı izlesin

'Embriyonun da hakları var, ceninin de' diyerek kürtaja karşı çıkan AK Partili Zeynep Karahan Uslu, 'Ya bebek down sendromluysa' sorusunu da 'Özürlülük, yaşam hakkını canlının elinden almayı gerektirmez' diye yanıtladı

Kürtaj polemiğine katılan AK Partili Zeynep Karahan Uslu da sıkı bir kürtaj karşıtı çıktı. TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Üyesi Uslu, 'Embriyonun da hakları var, ceninin de' diyor ve 'Kürtaj bir haktır' diyenlere 'Yürekleri yetiyorsa, kürtaj görüntülerini izlesinler' önerisinde bulunuyor.

İşte Uslu'nun değerlendirmeleri:

- Bir anne, bir kadın ve iktidar partisine mensup bir milletvekili olarak kürtaja siz hangi pencereden bakıyorsunuz?

Kürtaj oranlarında son bir yılda yüzde 19 artış var. Kürtaj, asla bir doğum kontrol yöntemi olamaz. Değerlendirmeler yapılırken, 'yaşam hakkı'nın en temel ve kutsal hak olduğu asla göz ardı edilmemeli. Tartışmalarda üstü örtülmek istenen de tam budur.

- Yaşam hakkı görmezden mi geliniyor?

Evet; çünkü embriyonun da hakları vardır, ceninin de. Yaşam hakkı kutsaldır ve tartışılamaz. Hayat başladığı andan itibaren, haklar da başlar.

- 'Kürtaj bir hak' deniliyor...

'Bu bir haktır' diyenler, yürekleri yetiyorsa, kürtaj görüntülerini izlesinler. Bebeğin oluşmuş minicik parmaklarının, ellerinin nasıl penslerle koparıldığını görsünler. Şüphesiz, 'tıbbi zorunluluk veya başkaca zorunlu haller' için bu imkanın ortadan kaldırılması yaklaşımı yok.

ÖZÜRLÜ DE YAŞAMALI

- Bebeğin down sendromlu olması veya tecavüz sonucu oluşması 'zorunlu haller' olarak nitelendirilebilir mi?

Down sendromu konusunda bilgi kirliliği var. Bu, 16. ve 20. haftadan sonra bulgulanabiliyor. Tüm dünyada olduğu gibi uzmanlardan oluşan bir tıbbi kurul incelemesinden sonra ailelere 'Böyle bir evladınız olacak ama kürtaj yaptırmak gibi bir tercihiniz de var' denilmektedir. Kişiden kişiye bakış değişebilir ancak 'özürlülük' de kanaatimce bir canlının elinden yaşam hakkının alınmasını gerektiren bir durum değildir.

- Başbakan'ın 'sezaryen' çıkışı da eleştirildi. Kadın gözüyle siz nasıl bakıyorsunuz?

Sezaryende dünya ortalaması yüzde 15-20'lerde iken Türkiye'de yüzde 45'i bulmuş. Burada bir anormallik yok mu? Demek ki burada yanlış bilgilendirme ya da ticari açıdan bu imkanın kötü kullanımı doğrultusunda bazı sebepler var. Süreç, bunları da ortaya çıkaracaktır.

 

01.06.2012 00:48:00 Bu haber 35156 defa okundu
Bir günlük bebeğin ağlatan kürtaj mektup
EBOLA'nın biyo-silah / biyo-terör olduğu iddialarına katılıyor musunuz?


 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri