Son Dakika
Çarşamba, 13 Kasım 2019 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Bu nasıl bir cüret böyle! Mehmet Ali Bulut
‘İnsanlığın önündeki en büyük sorun nedir” diye sorsanız, tereddütsüz derim ki, “insanın insanlıktan çıkarılmasıdır…”

Bu, İblis 'in en kadim ve aslı vazgeçmediği amacıdır. Çünkü ancak insan, insani sıfatlarını kaybettiğinde kıyamet kopar ve İblis'in sürgünlüğü biter.  Kıyamet de, insanın öngörülmüş günahlarının değil, mesh olmuş tabiatının neticesi olacaktır. 

İblis'in en temel amacı, İnsanı, Âdem mertebesine çıkaran sıfatlarından mahrum etmesidir.

Evet, hakir gördüğü, aşağıladığı, ‘kan dökücü ve bozguncu' olarak niteleyip itaat etmeyi reddettiği insanın, hakikaten aşağılık ve bozguncu olduğunu ispat etmek!

Temel misyonu, gayesi budur İblis'in!

Bu amacına ulaşmak için her şeyi ve herkesi kullanacağını açık açık beyan eder. İddiasını doğrulamak için başta kendisi gibi Cinnî olan yeryüzü şeytanları olmak üzere, cinleri ve insanları kullanmakta tereddüt etmez.

Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak,  onun, insan hakkındaki zannını doğruladığını (Sebe, 20) ifade ettiğine göre demek ki, insanoğlu ekseriyetle, ‘aşağılık, murdar bir kan dökücü, bozguncu' olmayı ‘mükerrem aziz bir Âdem' olmaya tercih edecektir, etmiştir.

Bildiğiniz gibi evrendeki tüm varlıklar, programlanmış, vazifeleri belirlenmiş, muayyen bir hal içinde hareket etmesi planlanmış mahluklardır. Onun dışına çıkamazlar. Bir tek insan -bir parça da cinler- müstesna!

Cenab-ı Hak, topraktan var ettiği bu insana, bir de ve akıl irade vererek, onu artı sonsuzdan eksi sonsuza kadar değişik mertebelerde bulunacak, bulunabilecek donanımda yaratmıştır. Aklını, kalbini ve iradesini iyi yönde kullanarak ta sonunda Ala-yı İliyyin'e çıkmak yahut esfel-i safilin olan en aşağılık bir mahlûk derekesine kendini düşürmek imkânlarına sahiptir…

İnsan özü ve çekirdeği itibarıyla, bir kainatın ruhu olma makamına çıkabilecek donanımdadır. Nasıl ki bu âlemin ruhu ve manası Hz. Muhammed'dir (asv) diyoruz… Öyle de her bir insan, yaradılışındaki donanımlar itibarıyla bir kâinatın Muhammedîyet manasını üstlenme kabiliyetinde ve imkanındadır.

Bu kâinatın bir sebebi vücudu da muhabbettir. Plank uzayı dediğimiz ‘sanki var, sanki yok bir zerrecikten', şu koca kâinatın ortaya çıkmasını sağlayan da o ilahi muhabbettir ki, onu her bir insanın kalbine ekmiştir. İnsan istidadını doğru yönde kullansa kendisi dahi sümbüllenip bir yeni kâinat olacaktır. Ağacın meyvesi nasıl ki o ağacın bütün programlarını taşır ve şayet dikilirse o da öyle azametli bir ağaç olursa insan da öyle.

Şu kâinatın en hakiki meyvesi insan dahi, kalbine derç edilmiş o muhabbet özüyle bir kâinat olmaya, o kâinatın ruhu olmaya adaydır.  İşte Şeytan'ı kahreden de budur. Ne yapıp edip, kalpteki o dirilik nüvesini yok ederek, ebedi hayat zincirini kırmak onu, yani insanı, tıpkı olgunlaşmadan dalından düşen bir meyve happoğı gibi, insan mertebesine ulaşmadan dalından düşürmeye çalışır… Nitekim olgunlaşmadan dalından düşen meyveleri açın bakın, hepsinin kalp çekirdeğinin karardığını, neslini sürdürme kabiliyetini kaybettiğini görürsünüz.

Çekirdeği sağlam; dikildiğinde yeşerecek tohumunu içinde barındıran hiçbir meyve olgunlaşmadan düşmez. Olgunlaşmadan düşen meyve, hayat kabiliyetini kaybettiği içindir.

..............

Evet, şeytanın temel amacı; bu insanı, ya vaktinden önce dalından düşürmek veya çekirdeğini çürüterek onu insanlıktan çıkarmak, hayvaniyet mertebesinde kalmasını sağlamaktır.

Cenab-ı Hak da, iradesini doğru yönde kullanan(ihlaslı)  hiçbir insanı İblis'in insafına bırakmamıştır. Yani, niyeti sağlam, özü Rabbi ile barışık hiçbir insanın İblis'in tuzağına düşmesi mümkün değildir (Sad, 71-85).

Ama o size sizin çıkarınıza hizmet ediyormuş gibi yaklaşır… Suret-i haktan görünüyor. Tıpkı süt bankasını kurup sütü olmayan annelerin çocuklarının da sağlıklı büyümelerini temin etmeye çalışma niyeti gibi…

-Bir insan ne zaman Şeytanın tuzağına düşer?

-Meşru olamayan nimetlere -(yasak ağacın meyvesini yemek gibi)-  tamah ettiğinde!

-Meşru olmayan nimet nedir?

Zaman zaman değişikliğe uğramış olmakla birlikte semavi kitaplar vasıtasıyla Rabbin kullarına bildirdiği hadler, sınırlar, helaleler ve haramlardır.

Abdülkadir Geylani Hazretleri "Haram Rabin koruluğudur, girme oraya!" diyor. Şeytan ise sana "oraya girmemekle neler kaybettiğini biliyor musun" diyerek insanı meraklandırır ve onu kendi hırsı ile tuzağına düşürür. Elmayı da tam böyle bir tahrikle Âdeme yedirmişti. Tabii ki o anlatımlar birer semboldür, insanın nasıl yoldan çıkarılabileceğinin sembolü… (Esasa bakarsanız, biz her gün o yasak ağacın meyvesinden yiyoruz da haberimiz yok.)

Ama insan sonunda o meyveyi yemeyi makul buldu ve daha uzun yaşamak, daha çok nimete kavuşmak için, "Yaklaşma!" denilen ağaca yaklaştı ve sürüldü!

Şimdi, yeniden o ağaca yaklaşma çabalarını görüyoruz Türkiye'de.  Bugün, yeryüzünün bütün imkânları ve teknolojisi,  şeytana hizmet eden örgütler tarafından, insanı mahvetmek, insanlığı mesh etmek, şurada burada kalmış üç beş kabil-i hayat mümini de imha etmek için zaten seferber edilmişken, güya kendileri de mümin olan insanların, o heveslere kapılıp, Allah'ın "Yanaşmayın!" dediği ağaca yanaşmayı sağlayacak hileli yöntemler icat etmeleri asla kabullenilebilir değildir.

Efendim malum, geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakan, haklı olarak çocuk mamalarından şikâyetçi oldu. Çocuk maması -ki çoğu mutasyona sebep olacak maddeler de içermektedir- maalesef, tıpkı ilaç ve gıda sanayii gibi, insanlığın urukunu kesmeyi amaçlamış Şeytana hizmet etmeyi gaye edinmiş örgütlerin kontrolü altında…

Bu örgütler aynı zamanda medyayı ve iletişim araçlarını da ellerinden bulunduruyorlar. Maalesef istedikleri şeyi istedikleri zaman insanlığa yutturabiliyorlar.

Esasında bu oyunların altında, dinleri ile irtibatları kesilmiş, -farkında olarak olmayarak- Şeytan tarafından ele geçirilmiş ve çoğu köken itibarıyla Yahudi olan 12 Siyonist aile var.  Bunların temel amacı, muharref Tevrat'ta geçen "Dünya Krallığı"dır.

Yıllarca bu krallığın nesnel bir üstünlükle/çoğunlukla gerçekleşeceğini sandıkları için başta Hıristiyan ümmeti olmak üzere insanlığın doğurganlığını yok etmeyi palanladırlar. Nitekim bugün Batıda toplumlarında doğurganlık, durma noktasına gelmiştir. Bundan 70 yıl önce, Dünya Sağlık Örgütü, bir erkeğin gerçek doğurganlık kabiliyetini, santimetre küpte 150 milyon sperm bulunmasıyla tanımlıyordu, şimdilerde 15 milyonla. Bugün santimetre küpte değil 150 milyon sperm, 50 milyon sperm taşıyan erkek bulmak imkânsız gibidir.

Maalesef bu, uzun süren planlı bir çabanın neticesidir. Şeytan'ın, insan hakkındaki zannını isbat ettiğinin en zağlamkanıtıdır ki, gıda, hayat ve giyecekler üzerinde sürdürülen planlı, şeytani çabalarla bu durum sağlanmıştır.

Bugün Türkiye gibi nispeten geri kaldığı için korunabilmiş ülkelerde bile her 100 çiftten 35-40'ı, doğal yoldan çocuk sahibi olamıyor. Tıbbi desteğe ihtiyaç duyuyor.

Tabii ki bunun sayısız nedenleri vardır ama en baş halka, gıdadır. Çünkü insan bedeni, en iyi gıda ile işgal edilebilmektedir. Bugün yediklerimiz içtiklerimiz adeta birer Truva atına döndürülmüştür.  Biz karnımızı doyurduğumuzu sanırken, esasında, akıbetimizi hazırlayan, işgalci kuvvetleri içimize attığımızın farkında bile değiliz… Çocuk mamaları, maalesef bu yıkıcı yöntemin en masumu, fakat en dehşetlisidir.  Doğal yöntemlerle hamile kalmayı önlemenin en kestirme yolu, çocuk safhasında müdahale etmektir, insan en iyi çocukluk dönemindeki müdahalelerle kısırlaştırılabiliyor.

Nitekim 2050 yılına vardığımızda, insanların doğal yoldan çocuk sahibi olabilme kabiliyet yüzde 95 oranında kaybedilmiş olacak. İstatistikler de bunu gösteriyor.  

Çocuk mamaları, kısırlaştırma dahil, hem tüm hastalıklara açık bir bünye oluşturuyor, hem de insanı mutasyona götürecek hareketin ilk zincirini, ilk halkasını başlatıyor…  Yaradılışın nasıl bozulacağını Kuran bize hem de Kadın Suresinde  (118-119) ayetlerinde izah ediyor. Anne sütünün yerine yıllarca mamalar konulmak istendi. Doktorlar, nerede ise anneyi sütten kestirerek mamaya yönlendirdiler. Ve böylece, insanlar her türlü hastalığa açık hale getirildi.

Sayın Başbakan, sağlık konularındaki hassasiyetiyle bilinmektedir. Daha önce de Domuz Gdibi Aşısı konusunda son derece vatanperver bir tutum takınmış ve ben aşı olmayacağım diyerek, büyük bir şeytani operasyonun ününü tıkamıştı. Şimdi de mamalara karşı o duruşu sergiliyor.

Bu fevkalade yerinde hareketin ve çıkışın neticesi, süt bankası olmamalıydı.

İnanın Sayın Başbakanımızın mamalar konusundaki itirazı ve buna tedbir aranmasını istemesi ne kadar önemli ve Rahmani idi ise, Sağlık Bakanlığı'nın, tedbir olarak önerdiği ‘Süt Bankası' da bu kadar tehlikeli ve şeytanidir.

Ben de biliyorum Sayın Müezzinoğlu'nun samimi bir Müslüman olduğunu ve bu tür tuzaklara düşmeyeceğini!  Ama kim ona o aklı vermişse -ki eminim sağlam kayıt utarız demişlerdir, o da buna inanmıştır- onu Rabbin huzurunda da tehlikeli bir konuma düşürmüştür.

Hadi diyelim, Sağlık Bakanlığı, Laik bir devletin bir kurumu olduğu için karma insan sütü kullandırmayı önemsemiyor.  Peki, bizim din adamlarımıza ve Diyanet'e ne oluyor ki, harsı ve nesli bozacak, kardeş evliliklerine zemin hazırlayacak böyle bir uygulamaya karşı çıkmıyorlar. Yürekli bir şekilde meydana çıkıp "açık bir ifade ile bu, neslin selameti açısından tehlikelidir, yasaktır, Allah'ın yasakladığı meyveyi yemeye teşviktir" diyemiyorlar.

Yok, efendim sıkı bir takip yapılırsa mahzuru yokmuş. Türkiye'de neyin takibi sıkı yapılabiliyor ki anne sütü gibi kullanımı son derece tehlikeli bir gıdayı kullanmadı böyle bir risk üstlenilebiliyor. Siz daha MERNİS projesini hayata geçiremediniz. 70 milyonluk nüfus, o program sayesinde -tabii sadece yazılım hataları nedeniyle- bir milyar çıkıyor…  Mesela Mehmet Ali Bulut'u yazmayı deneyelim. M. Ali Bulut, M Ali Bulut, mim Ali bulut. Mehmet Ali Bulut, m ali bulut, Bu isemleri googel'de taratın. Her seferinde başka başka şeyler getirdiğine siz de şahit olacaksınız. "M" den sonra nokta kullanıp kullanmamanıza göre bile sıkıntı çıkıyor. Neye güvenip de sıkı takip ederiz diyebiliyorlar.

Cenab-ı hak sizin aklınızı yaratandır. O bilmilor muydu bunu. Açık açık süt kardeşlerinin evliliğine yasak getiriyor…. Bunlar nasıl Müslüman, bunlar nasıl ulema?

Siz Allah'a savaş mı açıyorsunuz. Cenab-ı Hak, aynı sütten emmiş çocukların asla birbiri ile evlenemeyeceğin ısrarla kullarına bildirirken, siz nasıl böyle bir şeye cüret edebiliyorsunuz?

Elbette sütanneliği vardı ve olabilir. Ama o bilinir ve takip edilirdi. Tanışlar arasında ve birkaç çocuğu geçmezdi… Taraflar da birbirinin sütkardeşi olduklarını bilirlerdi. Ona göre davranırlardı.

Ama düşünün ki bir yığın anneden süt alınacak, sonra o sütler bir yerlerde bir araya getirilecek, sonra da güya ihtiyaç sahiplerine verilecek…

Fesubhünalle! Bu it eniği değil ki öyle de beslense böyle de beslense zararı yok diyesiniz. Kaldı ki orda dahi kurallar var.

Yazık ki birileri, Sayın Başbakanımızın gözüne girmek için Rabbin gözünden düşmeyi bile göze alabiliyor.

Bu nasıl bir cüret böyle ya Rabbi!

 

Anne sütü bankasının ne tür riskleri var? from gidahareketi

Kemal Özer, Mehmet Ali Bulut ve Dr Elif Güveloğlu anne sütü bankasını tartışıyor.

27.02.2013 Bu yazi 6145 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri