Son Dakika
Cumartesi, 13 Mart 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Cevabı meçhul soru ve insanlığın son günleri Kemal Özer
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi, ‘Aile, toplumun, doğal ve temel unsurudur. Toplum ve devlet tarafından korunur’ hükmünü getirir.

Çocuk elde etmenin ve iffeti muhafaza etmenin tek ‘meşru’ yolu ailedir. Ailenin tahrip edilmesi, toplumsal bir yozlaşmaya yol açar. Aileyi koruyamayan, gerekli şefkat ve himayeyi gösteremeyen toplumlar, yok olmaya mahkûmdurlar.

 

Özellikle Müslüman topluluklar başta olmak üzere, tüm toplumlar için yapılmak istenen ailenin yol edilmek istenmesidir.

 

Bu amaç için çalışan işbirlikçi odaklar, insanlık tarihi sürecinde hep ola geldiği gibi, bundan sonra da olmaya devam edecektir. Haberlere konu olan uygulamaların amacı, nesebi bilinmeyen nesiller oluşturmaktır. Bunun içinde çoğu kez taşeron kullanırlar. Adına “sanatçı” dedikleri zümrenin içinde, bu şeytanî plana alet olabilecek piyonlar bulmak, hiç de zor değil…

 

Bazı medya maymunlarının bu amaçla kullanıldıklarını görüyoruz. Evli olmayan bazı kişiler, Kuzey Kıbrıs’ta kurulan sperm bankalarından aldıkları spermler ile hamile kaldıklarını ve bu sayede “babası meçhul çocuklar” dünyaya getireceklerini, ballandıra ballandıra anlatıyorlar.

 

Bu çirkefliğe alet olmuşların yanı sıra, daha olmamış olanlarında karar verdiğinden söz edilerek; akıllarınca fıtratın bozulması ve tahribin boyutlarını büyütmek için, yayın bir teşvik fark etmek mümkün…

 

Peki bu durum nelere sebep olabilir? Her şeyden evvel; toplum hakları ile doğacak masum çocukların haklarının ihlal edilmesini ortaya çıkaran bir insanlık suçudur.

 

Materyalist zihnin her türlü ahlakî, dinî ve insanî değeri tahrif eden planlı bir eylemi, bırakınız ahlakın sınırlarının zorlanmasını; ahlaksızlığın sınırlarının da zorlanması demektir.

 

Doğan Grubu’nun ağzının suyunu akıtarak bütün gazetelerinin birinci ve ikinci sayfalarından verdiği, internet sitelerinde manşet yaptığı bu haberler; bana, Star Gazetesi’nin 1 Nisan 2004 tarihli “Meğer sütçü gerçekmiş” başlıklı utanç manşetini hatırlattı.

 

Bu manşet haberin içeriğindeki, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun babalık testlerinde her yüz kişiden otuzunun babasının gerçek baba olmadığı verisi, “İslam ülkesi” olarak vasıflandırılan ve ‘hadi canım sende’ demekte hiçbir beis görmediğimiz “yüzde 99’u Müslüman” tanımlamasının ne kadar gerçek dışı olduğunun delili değil midir?

 

Bugün ülkemizde her dört kişiden birinin kısır hale getirildiğini bir kenara not edersek, bunun planlı bir eylem olduğunu söylemek asla yanlış olmayacaktır.

 

Kısırlaştırılmış insanların çocuk sahibi olmak için çare aramaları ne kadar doğalsa; bu arayıştaki kişilerin gittiği tüp bebek merkezlerinin ‘başkasının yumurta ve sperminden mi yoksa gerçekten kendi yumurta ve sperminden mi?’ çözüm üretildiği konusundaki endişelerini ortadan kaldırmak ve bu konuda baştan önlem almakta o kadar doğaldır. (Tüm bebek yöntemine itiraz etmeyen İslam Hukukçuları, giderek farklı boyutlar kazandırılan ve toplumun geleneksel, dinî, ahlâkî ve sosyal değerleriyle çelişen amaçlar doğrultusunda kullanılmasına karşı, tedirginliklerini ve reddiyelerini açıkça ifade etmektedirler.)

 

Paranın neredeyse tek geçerli akçe olduğu günümüzde, -özellikle çocuğu olmayan kimselerin arayışlarında- bazı merkezlerin tüp bebekte yüzde yüz yahut da yüzde yüze yakın sonuç elde ettiğinin aktarılması; size de tuhaf gelmiyor mu?

 

Bu tuhaflıkları üst üste eklediğinizde; yakın gelecekte babanın kızıyla, annenin oğluyla, kardeşin kardeşle, halanın, dayının, amcanın yeğenle evlenebilirliğinin normal karşılandığı ve bunun sözüm ona bir “hak” olduğu iddiasıyla yasal düzenlemelerin yapılmasının talep edilmesi gibi; gayri ahlaki ve gayri insanî taleplerin dillendirilmesi sürpriz olmayacaktır.

 

İnsanlık, zayıflatılsa bile hâlâ yaşadığına inandığım mahşeri vicdanının; sperm bankaları ya da benzeri gayri meşru yollarla çocuk edinme ve Batı’da daha yoğun olmakla birlikte ülkemizde de azımsanmayacak miktarlara ulaşan ensest ilişkiler onursuzluğuna tahammül edemez ve etmemelidir.

 

Meşru evlilik müessesesini ortadan kaldırılmak için her türlü ensest ilişkiye göz yumulması, bunlara yasal statüler kazandırılması; planlarının parçaları olmalıdır.

 

Bu haberlerin çıkış amacından saptırılarak, Kapitalizm’in duyguları nakde tahvil etme günlerinden biri haline dönüştürülen, hatta hiç beklenmedik kimse ve yayın organlarının dâhi alet oldukları “anneler günü” gibi annelere hakaret ve aşağılama gününün arefesinde bu haberlerin yayınlanmış olması, bir tesadüf olabilir mi?

 

Yoksa genç kızlarımıza ve kadınlarımıza ‘sen yeter ki anne ol; ancak bunu meşru ve ahlakî yöntemlerden olup olmamasının önemi yok’ şeklinde bir mesaj yüklüyor olmasınlar?

 

Aslında bu duyguların kabartıldığı şu son günlerde, insanların ve özellikle gelgitleri olan özentili kişilerin; bu yöntemlerin varlığından haberdar edilirmişçesine zihinlerin bir köşesine zerk edilmesi, bir planın ve oryantalist bir gayretin varlığına işaret etmektedir.

 

Meçhul babalığın teşvik edildiği bu haberlerin yayınlandığı günlerde, özellikle Müslüman sivil toplum örgütleri ve önderleri başta olmak üzere, tüm kesimlerden büyük bir çığlık yükselmeliydi ki; bu haberleri yayanlar yazdıkları her kelime için sayısız kere özür dilemeye mecbur kalsınlar… Hatta bütün anneler ve babalar bu iffetsizliğe ve arsızlığa birer kere tükürerek, tükürüğe boğsunlar isterdik. Lakin tepkiler, bir gazetenin iç sayfasında küçük bir tepkisel haber olmanın ötesine geçebildi mi, bilmiyorum. Ama geçmeliydi! Hatta bu ülkenin meclisi bu gündemle toplanabilmeliydi!

 

Yarın bu çocuklar, “benim babam kim?” sorusunu yüksek sesle sorduklarında; o gün hayatta olanlarımız, o masumlara verecekleri cevabı şimdiden hazırlamalılar. O gün tüm fertler, teker teker cevap verebilir durumda değilse; bilmeliyiz ki o an insanlık, o toplumu terk etmiş olacaktır.

 

İnsanlara masum bir sorunun cevabını veremeyen insanların, fıtratın ve nimetin tahrifine göz yummanın hesabını Rab’lerine verebilir mi?

13.05.2009 Bu yazi 286 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9
Tarım Bakanı'nın GDO konusundaki açıklamaları inandırıcı mı?


 
  • Neden cam şişeden su içemiyoruz?
    "Plastik kartelleri nereye dayanıyor, petrol kartelelerinin politikasına uygun olarak, gidip plastik şişelerden su içiyoruz." Prof. Dr. İlhan Talınlı anlatıyor...
  • Türkiye’de ‘Helâl Gıda’ sertifikasının olmaması büyük kayıp
    Helâl Sertifikalı et, süt ve sair mamuller hakkında deteylı bilgiler veriyor. Ve Türkiye’nin “Helâl Gıda Sertifikası” uygulamasına girmemesini bir garabet, hatta bir ihanet olarak vasıflandırıyor.
  • Jeopolitik bir silah olarak TOHUM...
    Obama projesinin arkasında duran elitlerle Bush'u başa getirenlerin aynı çevreler olduğu unutulmamalı.
  • “Televizyonu kapat, hayatı aç”
    "Öncelikle bizim televizyonlarımız çok fazla çöplük üretiyor. Gençleri ve çocukları yüzeysel, gelip - geçici, anlık hazza dönük programlarla oyalıyorlar, avutuyorlar."
  • Gıda politikaları geleceğimizin garantisidir
    96 yılında farklı ürünlerde, Mısır, Soya, Kanola ve zaman içinde de pamukta bu teknoloji uygulanmaya başlandı. Üretici firmaların savunma noktası, bu çeşit üretimin gıda açlıklarına çözüm olacağıydı.
  • Teslim bayrağı mı çekiliyor!
    "Bugün Türkiye’de 26 Ekim’de yürürlüğe giren yönetmeliğin her yeri skandalla dolu. Aslında bu bir teslim bayrağını çekme yönetmeliğidir." İşte GDO Yönetmeliğine karşı Danıştay'a dava açan Kemal Özer'in açıklamaları...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri