Son Dakika
Salı, 14 Temmuz 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Kürtaj ne zaman caiz olabilir? Prof Dr Faruk Beşer
Kürtajın hükmünü anlayabilmemiz için şunları da bilmemiz gerekir:

Din Allah'ın gönderdiği vahiy ve bu vahyin peygamberce yaşanmasıdır. Buna Kur'an ve Sünnet diyoruz. Fıkıh ise sürekli değişen hayatı, zamanla ortaya çıkan durumları ve olayları bu kaynaklara göre anlamak, yorumlamak ve hükümlerini bulmaktır.

Bunu tersinden de söyleyip; fıkıh, bu iki kaynağı tarihsel durumlara ve olaylara göre anlamak ve yorumlamaktır da diyebiliriz.

Bunun sonucu şudur: Zamana bağlı bir fıkhî yorum ya da anlayış sadece kendi zamanıyla sınırlı kalabilir. Yani yorum tarihseldir, ama naslar tarihsel değildir.

Buradan hareketle biz bugün diyoruz ki, ceninin anne rahminde canlanma süresi fıkıh ve tefsir kitaplarımızda söylendiği gibi 120 gün değil, 40-45 gündür. Selefimiz öyle anlamakta mazur idiler. Çünkü o zaman onlara verilen bilimsel bilgi bu idi, onlar da hükümlerini kendi zamanlarındaki bilimin verilerine dayandırmak zorunda idiler. Yani 120 gün, naslar tarafından söylenmiş değildi.

Bir hadisi şerifte yaklaşık olarak şöyle deniyordu: 'Sizin her birinizin yaratılışı annesinin karnında kırk günde derlenip toparlanır. (Yani artık bir insan haline gelirsiniz). Sonra cenin bu sürede bir çengel, sonra bu sürede bir et parçası olur. Sonra da melek gelip ona ruh üfler ve kaderini yazar'.

O zamanki bilgilerle bunu anlamaya çalışan fakih ve müfessirler 'bu sürede', 'bu sürede' ifadelerini ayrı birer kırk gün olarak düşünmüşler ve toplamının 120 gün edeceğini, yani cenine ancak 120 gün sonra ruh üfleneceğini düşünmüşler. Çünkü hadisi şerif böyle de anlaşılabilirdi ve onlar da böyle anlamakta mazur idiler.

Oysa Müslim'in Kader bahsindeki üçüncü hadisi şerif zaten gebelik üzerinden 40-45 geçince meleğin gelip cenine ruh üflediğini söylüyordu ve hadisteki 'bu sürede', 'bu sürede' ifadelerinin, 'bu ilk kırk günde' anlamına geldiği bundan çıkarılabilirdi. Ama o zaman muhtemelen bunun üzerinde düşünmeyi gerektirecek bir durum yoktu. Günümüzde bunun böyle olduğu anlaşıldı ve böylece ceninin altı haftalıkken artık bir insan olduğu sonucuna varılmış oldu.

Ondan önce cenin biyolojik olarak canlı olsa bile, mahiyetini bilmediğimiz ruhun üflenmesi olayı, bu 40-45 gün sonunda gerçekleşmektedir. Yani orada cenin de artık bir insandır ve onun bizden farkı, görünmüyor olması ve küçüklüğünden ibarettir.

Bununla birlikte âlimlerimiz çocuk aldırmanın (kürtajın) hükmünü verirken hep canlanmayı esas almışlar, ama dediğimiz gibi, canlanmayı 120 gün olarak kabul etmişlerdir. Ceninin canlanmasından sonra, annenin sağlığının tehlikede olması dışında cenine asla müdahale edilemeyeceğinde ise ittifak ve icma etmişlerdir. Yani canlanan cenin, artık vücub/hakediş ehliyeti cümlesinden olan yaşama hakkına sahip bir kişidir ve öldürmeyi meşru kılan bir gerekçe olmadıkça öldürülemez.

Bugün ceninin canlanmasının 40-45 günde olduğu anlaşılmış olunca, bundan sonra annenin sağlığının tehlikede olması durumu hariç, cenine müdahale etmenin ya da kürtajın da artık asla caiz olmayacağı anlaşılmış olur. Hatta eskiden annenin sağlığının tehlikede olması bile bazılarınca kürtaj için bir gerekçe görülmemişti. Çünkü o zaman tehlike sayılacak durum tam olarak bilinemiyordu. Bu sebeple şöyle deniyordu: Gebeliğin varlığı kesindir, bunun sürmesinin anneye zarar vereceği ise mevhumdur/varsayımdır. O halde böyle bir varsayım, kesin olan bir hayatın sonlandırılmasının sebebi olamaz diye düşünülüyordu.

Ama günümüzde bunu kesin ya da kesine yakın derecede bilmek mümkünse kanaatimizce annenin sağlığının ciddi tehlikede olması ceninin alınmasının sebebi olabilir. Ama bu, yegâne sebeptir, başka da bir sebep yoktur.

Gebeliğin altıncı haftası dolmadan ise cenin, ruhu olan bir insan değildir. Ama bir insan başlangıcıdır. Dolayısıyla yine de çok ciddi sebepler olmadan ona da müdahale caiz görülemez. Çünkü bu fıtrata da aykırıdır. Fıtrata aykırı olan her şey, aykırı olduğu ölçüde sakıncalıdır. Ne var ki, 40-45 günden sonrası için sebep oluşturmayacak bazı durumlar bundan önce bir sebep sayılabilir. Ağır diyabet ve lösemi gibi annenin çok zorlanacağı bir hastalığı ve bazı fakihlere göre, tecavüzden oluşan bir gebelik, kesin hüküm olmamakla beraber, altı haftayı doldurmamış bir ceninin alınmasını caiz kılabilir.

Ama üzerinden 45 gün geçmiş bir gebeliğin sonlandırılmasının, dediğimiz gibi, bir tek sebebi vardır: Gebeliğin sürmesi halinde annenin ciddi hayati tehlike içinde olması. Neden böyle?

Sonraki yazımızda birkaç kelam daha edelim inşallah.

30.08.2014 Bu yazi 4575 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri