Son Dakika
Cuma, 30 Temmuz 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Mahkeme KIL’dan mahkûm etti Kemal Özer
Gıda güvenliği yaşamın olmazsa olmazı... Küçücük bir ihmal, hayata hatta hayatlara mâl olabilir. Daha birkaç gün önce bir arkadaşımız, ölümden döndü. Sorumsuz bir lokantanın ihmali genç bir hayatı söndürebilirdi...

Bu lokantadan hukuk önünde hesap sorulacağını ümit ediyorum.

 

Yemek yediğimiz mekanların hijyen kurallarına dikkat etmesi, yetmiyor. Ürünleri temin, hazırlama, saklama ve ikram sürecinin her biri son derece önemli. Üretimden ikrama kadar gelen süreçte küçücük bile olsa herhangi bir ihmal, acı sonuçlar doğurabiliyor.

 

Bu sebeple gittiğiniz lokantaların mutfaklarına girip incelemeden, servis elemanlarının kılık kıyafet, el, yüz, tırnak temizliğine bakmadan; bir şeyler yiyip içmeyiniz.

 

Yemek yediğimiz lokantaların müşteri ağırlama bölümleri genellikle çok lüks iken üretim bölümleri birer mikrop yuvası olabiliyor. “Aman dikkat!”, dedikten sonra hemen herkese lazım olabilecek örnek bir yargı kararından söz edelim.

 

Konyalı Tüketici G.H., Konya’nın en büyük ve en çok şubeli marketlerinden biri olan “Adese”ye alışverişe gider.

 

Alış verişinde “Şeker Süt” marka kaşar peynir, alan tüketici G.H. evinde ürünün ambalajını açarak, bir miktar tüketir.

 

Az bir parça yediği ürünün içerisinde “kıl” olduğunu fark eder. Bunun üzerine ambalajda inceleme yapar. Ambalaj üzerinde son kullanma tarihi gibi zorunlu bilgilerin de olmadığını fark edince, satıcı ve üreticiye durumu bildirir.

 

Konya Tüketici Mahkemesi’nin Yargıtay’ca da onanan kararından anladığımıza göre satıcı, sorumluluğu üreticiye atarak tüketici ile ilgilenme sorumluluğundan kaçar. Üretici ise 2,27 liralık bir ürünün arkasında duramamaktadır.

 

Bunun üzerine konu yargıya intikal eder. Konya Tüketici Mahkemesi “davalı üretici şirketin sağlık ve hijyen şartlarına uygun davranmadığı, davacının bu olay nedeni ile tiksinti duyduğu anlaşılarak kaşar bedelinin iadesi ile davacının etkilenme olayı gözetilerek 200,00 YTL manevi tazminata” hükmeder.

 

Bununla da yetinmeyen yargıç, dava giderleri ve tazminata ilave olarak davalı market ve üretici firmanın davacı tüketicinin avukatı Önder Özer’e iki yüz yirmişer liralık ayrı ayrı vekâlet ücreti ödemesine ve de satış zinciri içerisinde yer alan üretici ve satıcının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kararına varır.

 

Şükür ki, artık Konya Tüketici Mahkemesi ve benzer sağlıklı kararlar veren mahkemelerimizin sayısı artıyor. Bu durum tüketicilerimiz içinde geçerli. Ancak hâlâ kat edilecek çok yol olsa da…

 

‘Ben ona sorardım ama neyse Allah’ından bulsun’, ‘vaktim olsa ben ona yapacağımı bilirdim’, ‘lanet olsun bir daha gitmem, olur biter’ türünde sadece kendimizi aldatıp toplum sağlığı ile oynayan üretici, satıcı, kafeterya, lokanta vs vs tüm firmalara hukuk önünde hesap sormazsak; hem “suç ortağı” olacağımızı hem de sonradan meydana gelecek benzer bir hadisenin başka bir mekânda başımıza tekraren geleceğini asla unutmamamız gerekiyor.

 

Bilinçli tüketici bayan G.H. ‘bir kıl parçası ne olacak, olur böyle şeyler’ deyip geçseydi; avukatı ‘bundan bir şey çıkmaz’ diye onu vazgeçirseydi ya da yargıç ‘insanlık hali bir kıl için dava mı açılır? Mahkemelerin önünde büyük rakamlı sayısız mesele var’ diye düşünüp davayı reddetseydi; ne biz bunları konuşuyor olacaktık ne de sağlığımızı koruyabilirdik.

 

Bu 2,27 liralık bir alışverişin kendilerine birkaç bin lira mal olduğunu gören satıcı ve üreticinin -umarız- aklı başına gelmiş ve gerekli hassasiyetleri gösterme bilincine erişmişlerdir. Ama onlar bu bilince erişmemiş veya benzer şekilde davranan sayısız üretici ve satıcıya dava açmaya başladığımızda; bu sorunları elbirliği ile nasıl çözdüğümüzü göreceğiz.

 

Şeker -topitop- içerisinden kıl çıkan bir dostumuz, bu kararı örnek gösterip Eskişehir Tüketici Mahkemesi’ne “kıl davası” açtı. Üstelik onun aldığı ürün sadece 0,75 kuruşluk.

Onun da kazanacağından kuşku duymuyorum.

 

Olayla çok ilgili olduğu düşüncesiyle bir ibretlik bir hikâye ile bağlayalım konumuzu.

 

Adamın biri Boğaz Köprüsü’nden geçerken bir altınını suya düşürür.

Çaresizce dolaşırken aklına bir fikir gelir.

‘Bu altını çıkarsa çıkarsa bizim Temel çıkarır’ der.

Temel’i çağırır ve: “Benim Boğaza düşen bir altınımı çıkarırsan sana iki altın vereceğim

Bir altına iki altın…

Bu işte bir bit yeniği var diye düşünse de, işe koyulur.

Ancak içten içe ‘kandırılıyorum ama’ diyerek dalar suya…

Altını bulup çıkarır.

Altını gören adam sözünde durur ve Temel’e iki altın verir.

Durum karşısında şaşkına dönen Temel ve etraftakiler sorarlar;

Sen deli misin, bir altına neden iki altın veriyorsun?

Adam: “Bakın ben bu köprüden sabahtan akşama kaç kez gelir geçerim. Her geçimimde ‘burada bir altınım düşmüştü’ diye aklım kalacak ve dert edineceğim. Şimdi bire iki altın vererek aklımı kurtardım.”

 

Yargı kararının tam metni için tıklayınız

05.08.2009 Bu yazi 408 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Tarım Bakanlığı'nı...




 
  • ‘ABD elçisi beni tehdit etti’
    Eski Tarım ve Köy İşleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, timeturk.com’dan Kemal Özer’e çarpıcı açıklamalar…
  • GDO: Çağdaş Esaret
    Bu bir beslenme kitabı değil, karşı olup olmamakla ilgili bir mesele de değil! Bu kitap geleceğimizi ipotek altına sokmaya çalışanlara bir başkaldırıdır. Tohumumuza el konulduğu zaman biz köleyiz. Bu yüzden 'çağdaş esaret'"
  • Rafine şeker zehir, doğal şeker şifa
    Gerçek ortaya çıkıyor! Doğru ile yanlış birbirinden ayrılıyor... Rafine şekeri yersen, doğal şekeri yemzesen hastalıklar başlıyor. Peki, ama nasıl? Prof. Dr. Ayten Altıntaş iyilikgüzellik'in sorularını cevapladı.
  • Sabancı, derdine çareyi buldu
    Özdemir Sabancı'nın gelini, Demir Sabancı'nın eşi Aslıhan Koruyan Sabancı, 4 yıl önce 77 besine duyarlılığı olduğunu öğrenince, ülkemizde bugüne kadar yapılmayan bir kitaba imza attı. "Glütensiz Gurme Lezzetler" adlı çalışma, çölyak hastalarına ve besin duyarlılığı olanlara tatsız tuzsuz değil, tam gurmelere layık 170 lezzetli tarif sunuyor.
  • Kapitalizm, Deccal gibi
    "Deccal Tabakta" isimli kitabıyla gündeme gelen gazeteci-yazar Kemal Özer, GDO’ların ardındaki şirketlerin dünya hâkimiyeti peşinde koşarak ve ırk arındırma anlayışıyla Deccal gibi davrandıklarını söylüyor. Ancak peşinde koşulan amacın gerçekleşemeyeceğini hesap üstünde bir hesap olduğunu da belirtiyor.
  • Gerçek aşk, kalbe iyi geliyor...
    "Aslında kalp tek değil. Tanrı kalbi de çift yaratmış. Birisini size vermiş, birisini bir başkasına, arayıp bulun diye. Bulunca iki kalbiniz oluyor." Prof. Dr. Bingür Sönmez anlatıyor...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri