Son Dakika
Cumartesi, 13 Mart 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Mahkeme KIL’dan mahkûm etti Kemal Özer
Gıda güvenliği yaşamın olmazsa olmazı... Küçücük bir ihmal, hayata hatta hayatlara mâl olabilir. Daha birkaç gün önce bir arkadaşımız, ölümden döndü. Sorumsuz bir lokantanın ihmali genç bir hayatı söndürebilirdi...

Bu lokantadan hukuk önünde hesap sorulacağını ümit ediyorum.

 

Yemek yediğimiz mekanların hijyen kurallarına dikkat etmesi, yetmiyor. Ürünleri temin, hazırlama, saklama ve ikram sürecinin her biri son derece önemli. Üretimden ikrama kadar gelen süreçte küçücük bile olsa herhangi bir ihmal, acı sonuçlar doğurabiliyor.

 

Bu sebeple gittiğiniz lokantaların mutfaklarına girip incelemeden, servis elemanlarının kılık kıyafet, el, yüz, tırnak temizliğine bakmadan; bir şeyler yiyip içmeyiniz.

 

Yemek yediğimiz lokantaların müşteri ağırlama bölümleri genellikle çok lüks iken üretim bölümleri birer mikrop yuvası olabiliyor. “Aman dikkat!”, dedikten sonra hemen herkese lazım olabilecek örnek bir yargı kararından söz edelim.

 

Konyalı Tüketici G.H., Konya’nın en büyük ve en çok şubeli marketlerinden biri olan “Adese”ye alışverişe gider.

 

Alış verişinde “Şeker Süt” marka kaşar peynir, alan tüketici G.H. evinde ürünün ambalajını açarak, bir miktar tüketir.

 

Az bir parça yediği ürünün içerisinde “kıl” olduğunu fark eder. Bunun üzerine ambalajda inceleme yapar. Ambalaj üzerinde son kullanma tarihi gibi zorunlu bilgilerin de olmadığını fark edince, satıcı ve üreticiye durumu bildirir.

 

Konya Tüketici Mahkemesi’nin Yargıtay’ca da onanan kararından anladığımıza göre satıcı, sorumluluğu üreticiye atarak tüketici ile ilgilenme sorumluluğundan kaçar. Üretici ise 2,27 liralık bir ürünün arkasında duramamaktadır.

 

Bunun üzerine konu yargıya intikal eder. Konya Tüketici Mahkemesi “davalı üretici şirketin sağlık ve hijyen şartlarına uygun davranmadığı, davacının bu olay nedeni ile tiksinti duyduğu anlaşılarak kaşar bedelinin iadesi ile davacının etkilenme olayı gözetilerek 200,00 YTL manevi tazminata” hükmeder.

 

Bununla da yetinmeyen yargıç, dava giderleri ve tazminata ilave olarak davalı market ve üretici firmanın davacı tüketicinin avukatı Önder Özer’e iki yüz yirmişer liralık ayrı ayrı vekâlet ücreti ödemesine ve de satış zinciri içerisinde yer alan üretici ve satıcının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kararına varır.

 

Şükür ki, artık Konya Tüketici Mahkemesi ve benzer sağlıklı kararlar veren mahkemelerimizin sayısı artıyor. Bu durum tüketicilerimiz içinde geçerli. Ancak hâlâ kat edilecek çok yol olsa da…

 

‘Ben ona sorardım ama neyse Allah’ından bulsun’, ‘vaktim olsa ben ona yapacağımı bilirdim’, ‘lanet olsun bir daha gitmem, olur biter’ türünde sadece kendimizi aldatıp toplum sağlığı ile oynayan üretici, satıcı, kafeterya, lokanta vs vs tüm firmalara hukuk önünde hesap sormazsak; hem “suç ortağı” olacağımızı hem de sonradan meydana gelecek benzer bir hadisenin başka bir mekânda başımıza tekraren geleceğini asla unutmamamız gerekiyor.

 

Bilinçli tüketici bayan G.H. ‘bir kıl parçası ne olacak, olur böyle şeyler’ deyip geçseydi; avukatı ‘bundan bir şey çıkmaz’ diye onu vazgeçirseydi ya da yargıç ‘insanlık hali bir kıl için dava mı açılır? Mahkemelerin önünde büyük rakamlı sayısız mesele var’ diye düşünüp davayı reddetseydi; ne biz bunları konuşuyor olacaktık ne de sağlığımızı koruyabilirdik.

 

Bu 2,27 liralık bir alışverişin kendilerine birkaç bin lira mal olduğunu gören satıcı ve üreticinin -umarız- aklı başına gelmiş ve gerekli hassasiyetleri gösterme bilincine erişmişlerdir. Ama onlar bu bilince erişmemiş veya benzer şekilde davranan sayısız üretici ve satıcıya dava açmaya başladığımızda; bu sorunları elbirliği ile nasıl çözdüğümüzü göreceğiz.

 

Şeker -topitop- içerisinden kıl çıkan bir dostumuz, bu kararı örnek gösterip Eskişehir Tüketici Mahkemesi’ne “kıl davası” açtı. Üstelik onun aldığı ürün sadece 0,75 kuruşluk.

Onun da kazanacağından kuşku duymuyorum.

 

Olayla çok ilgili olduğu düşüncesiyle bir ibretlik bir hikâye ile bağlayalım konumuzu.

 

Adamın biri Boğaz Köprüsü’nden geçerken bir altınını suya düşürür.

Çaresizce dolaşırken aklına bir fikir gelir.

‘Bu altını çıkarsa çıkarsa bizim Temel çıkarır’ der.

Temel’i çağırır ve: “Benim Boğaza düşen bir altınımı çıkarırsan sana iki altın vereceğim

Bir altına iki altın…

Bu işte bir bit yeniği var diye düşünse de, işe koyulur.

Ancak içten içe ‘kandırılıyorum ama’ diyerek dalar suya…

Altını bulup çıkarır.

Altını gören adam sözünde durur ve Temel’e iki altın verir.

Durum karşısında şaşkına dönen Temel ve etraftakiler sorarlar;

Sen deli misin, bir altına neden iki altın veriyorsun?

Adam: “Bakın ben bu köprüden sabahtan akşama kaç kez gelir geçerim. Her geçimimde ‘burada bir altınım düşmüştü’ diye aklım kalacak ve dert edineceğim. Şimdi bire iki altın vererek aklımı kurtardım.”

 

Yargı kararının tam metni için tıklayınız

05.08.2009 Bu yazi 259 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9
Tarım Bakanı'nın GDO konusundaki açıklamaları inandırıcı mı?


 
  • Neden cam şişeden su içemiyoruz?
    "Plastik kartelleri nereye dayanıyor, petrol kartelelerinin politikasına uygun olarak, gidip plastik şişelerden su içiyoruz." Prof. Dr. İlhan Talınlı anlatıyor...
  • Türkiye’de ‘Helâl Gıda’ sertifikasının olmaması büyük kayıp
    Helâl Sertifikalı et, süt ve sair mamuller hakkında deteylı bilgiler veriyor. Ve Türkiye’nin “Helâl Gıda Sertifikası” uygulamasına girmemesini bir garabet, hatta bir ihanet olarak vasıflandırıyor.
  • Jeopolitik bir silah olarak TOHUM...
    Obama projesinin arkasında duran elitlerle Bush'u başa getirenlerin aynı çevreler olduğu unutulmamalı.
  • “Televizyonu kapat, hayatı aç”
    "Öncelikle bizim televizyonlarımız çok fazla çöplük üretiyor. Gençleri ve çocukları yüzeysel, gelip - geçici, anlık hazza dönük programlarla oyalıyorlar, avutuyorlar."
  • Gıda politikaları geleceğimizin garantisidir
    96 yılında farklı ürünlerde, Mısır, Soya, Kanola ve zaman içinde de pamukta bu teknoloji uygulanmaya başlandı. Üretici firmaların savunma noktası, bu çeşit üretimin gıda açlıklarına çözüm olacağıydı.
  • Teslim bayrağı mı çekiliyor!
    "Bugün Türkiye’de 26 Ekim’de yürürlüğe giren yönetmeliğin her yeri skandalla dolu. Aslında bu bir teslim bayrağını çekme yönetmeliğidir." İşte GDO Yönetmeliğine karşı Danıştay'a dava açan Kemal Özer'in açıklamaları...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri