Son Dakika
Pazartesi, 15 Mart 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Mayın işinde kim ‘ihanet’ ediyor? Kemal Özer
Türkiye, mayınlı bir alana çekilmek isteniyor. Öyle ki iş, ‘ihanet’ suçlamalarına kadar vardı. Türkiye bu süreci doğru götürebilirse, büyük bir kazanç elde edebilir. Ancak askerlerin etkisinde kalınır ve olası baskıları göğüslemez ise bölgeyi yeni bir felakete de sürükleyebilir.

Türkiye, ‘Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası’ ile İlgili Ottawa Antlaşması’nı imzalamış ve bu anlaşma, TBMM tarafından da 12 Mart 2003’te onaylanmıştı. 

 

1 Mart 1999’da imzalanan Ottawa Antlaşması’na göre 2014 yılına kadar mayınların temizlenmesi gerekiyor. Büyük bölümü Türkiye-Suriye sınırında olan, Türkiye-Sureyi-Irak sınırındaki mayınlarla döşeli bu bölge; 877 km uzunluğunda 25 km genişliğinde dev bir arazi…

 

Bu arazinin önemli bir kısmı tarıma elverişli ve mayınlardan temizlendiğinde, ekim yapılabilecek bir nitelik taşıyor. Türkiye mayından temizlenen arazinin tarımda değerlendirilmesi istiyor. Bunun içinde temizleme işini para ile satın almak yerine, ‘yap- işlet-devret’ yöntemi ile ekonomiye kazandırmayı düşünüyor.

 

Bu yöntem sayesinde hazineden para çıkmayacağı gibi arazi de tarımda kullanılacak. Böylece hem ülke kazanacak hem de yeni istihdam alanları oluşacak.

 

Ancak bu gayret, bazı çevreleri rahatsız etmişe benziyor. Konuyu bilen de bilmeyen de konuşuyor. Bu süreçte kimileri İsrail üzerinden kimileri ise Danıştay üzerinden siyasi iktidara vuruyor. Hükümette planı hakkında ayrıntılı bilgi vermiyor.

 

Yalnız konuyla ilgili en garip öneri askerden geldi. Askerler, bölgenin tarım alanı olarak kullanması fikrine sıcak bakmayarak sürece NATO’nun dâhil edilmesinden yana bir görüş ortaya koydular.

 

Edindiğim bilgilere göre bugüne kadar 17 şirket teklif vermiş. Teklif verenler arasında, batılı ya da doğulu birçok ülkeden firma var. İsrail’in bölge ile ilgilendiği ise herkesin malûmu... Bu yüzden teklif veren firmalar içinde İsrail firmaların var olması son derece doğal… Doğal olmayan, tepki verenlerin konuyu sadece bir boyutuyla yani İsrail açısından ele almış olmaları…

 

Bu bölgenin mayınlardan arındırılması şart mı? Elbette şart.

 

Peki, Türkiye bu iş için para harcamalı mı? Mümkünse hayır!

 

Türkiye bu arazileri tarım alanı olarak değerlendirmeli mi? Mutlaka.

 

Arazilerde genetiği değiştirilmiş üretim mi yoksa doğal üretim mi yapılmalı? Mutlaka doğal üretim olmalı.

 

Ülkemiz bu işten kârlı çıkmalı mı? Kesinlikle kârlı çıkmalı.

 

Bu ihaleye herkes girebilir mi? Girebilmeli ama alamamalı.

 

O halde bu ihaleyi kim ya da kimlerin alması sakıncalıdır? NATO belâsı, İsrail ve GDO’lu üretim yapan her oluşumun bu ihaleye dâhil edilmesi, Türkiye’nin geleceği açısından tehlikelidir.

 

NATO dâhil olsa ne olur? Güneydoğu’da yaşanan sorun bir NATO sorunu değil midir? O halde akıllı bir insan ya da devlet, ısırıldığı delikten bir daha sokulur mu? Akıllı ise hayır!

 

İsrail’in bölge ile ilgili uzun vadeli hedefleri var mı? Uzun vade bir yana, kısa vadeli sayısız hedefi var. İsrailli bir firmanın eline geçmesi demek burada gıda üretimi adı altında istihbarat ve askeri faaliyette bulunmaması için hiçbir neden söz konusu değildir. O halde İsrail’in içinde olduğu hiçbir oluşuma, bu ihalenin verilmesi Türkiye’nin çıkarına olmayacağı ortada.

 

Peki NATO? Nato’nun da, bu alanı bu tür amaçlarla kullanacağından çoğu kimsenin şüphesi yoktur. TSK’nın bu konuda fikrinin anlamakla birlikte kabulü zor bir öneri olduğu unutulmamalı.

 

Şu ana kadar ki süreçte bir ‘ihanet’ var mı? İhanet suçlamalarının bir ön kabulden kaynaklandığı gayet açık… Bekli de ihanetle suçlayanlar, bu suçun failleri olabilirler.

 

Tartışmanın üslûbunu doğru bulmamakla birlikte, tartışılması son derece isabetlidir. Türkiye’nin mayın ve ekim projesi doğru olsa da konunun tartışılması, hükümeti daha dikkatli davranmaya itecektir.

 

Siyasi iktidar ihale sürecinde bazı firmaları ve önerileri, milli güvenlik ve gelecek stratejisi açısından reddedebilir. Özellikle NATO, İsrail ve GDO’lu üretim yapan Cargiller ve Monsanto gibi şeytani kurum, ülke ve şirketlerin içinde yer aldığı bütün teklifleri reddetmesini talep etmek, hepimizin hakkıdır.

 

Teklif veren şirketlerin hepsinin kötü niyetli olduğu vehmine kapılmak da, doğru olmasa gerek.

 

Haksız ve yersiz eleştiriler hatta ‘ihanet’ gibi çok ağır eleştirilerin, Türkiye’yi NATO’ya mahkûm edebileceği unutulmamalı. NATO’nun burada kuracağı antenlerin, Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin başına yeni sorunlar açmasını ister misiniz?

 

Bu konuyu tartışma biçimimiz bir kez daha göstermiştir ki; bu ülkede muhalefet, yapıcı değil yıkıcı. Doğru muhalefet, bir konuda eleştirilerini sıralayıp ardından önerilerini de eklemek değil midir? Belli ki ellerine tutuşturulan metni büyük bir kinle okuyorlar. Siyasi ihtiraslar uğruna ülkeye yazık ediliyor.

 

23.05.2009 Bu yazi 303 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9
Tarım Bakanı'nın GDO konusundaki açıklamaları inandırıcı mı?


 
  • Neden cam şişeden su içemiyoruz?
    "Plastik kartelleri nereye dayanıyor, petrol kartelelerinin politikasına uygun olarak, gidip plastik şişelerden su içiyoruz." Prof. Dr. İlhan Talınlı anlatıyor...
  • Türkiye’de ‘Helâl Gıda’ sertifikasının olmaması büyük kayıp
    Helâl Sertifikalı et, süt ve sair mamuller hakkında deteylı bilgiler veriyor. Ve Türkiye’nin “Helâl Gıda Sertifikası” uygulamasına girmemesini bir garabet, hatta bir ihanet olarak vasıflandırıyor.
  • Jeopolitik bir silah olarak TOHUM...
    Obama projesinin arkasında duran elitlerle Bush'u başa getirenlerin aynı çevreler olduğu unutulmamalı.
  • “Televizyonu kapat, hayatı aç”
    "Öncelikle bizim televizyonlarımız çok fazla çöplük üretiyor. Gençleri ve çocukları yüzeysel, gelip - geçici, anlık hazza dönük programlarla oyalıyorlar, avutuyorlar."
  • Gıda politikaları geleceğimizin garantisidir
    96 yılında farklı ürünlerde, Mısır, Soya, Kanola ve zaman içinde de pamukta bu teknoloji uygulanmaya başlandı. Üretici firmaların savunma noktası, bu çeşit üretimin gıda açlıklarına çözüm olacağıydı.
  • Teslim bayrağı mı çekiliyor!
    "Bugün Türkiye’de 26 Ekim’de yürürlüğe giren yönetmeliğin her yeri skandalla dolu. Aslında bu bir teslim bayrağını çekme yönetmeliğidir." İşte GDO Yönetmeliğine karşı Danıştay'a dava açan Kemal Özer'in açıklamaları...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri