Son Dakika
Cuma, 31 Ekim 2014 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Müslüman'ın Diyeti: Az, öz ve akıllı beslenme
Yeryüzünde yaşayan herkesin sağlığı diğer insan ve canlıların sağlığına bağlıdır. Bazılarının sağlıklı olması, onları mutlu etmeye yetmez ve geleceklerini güvende kılmaz. İslam herkesin sağlıklı ve mutlu olmasını ister. Müslüman’ın Diyeti de bu amaçla sağlıklı olmak ve kaliteli bir hayat sürmek isteyen herkes için yazıldı.

Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer, hileli ve şaibeli gıdalar konusunda Türk kamuoyunun en çok güvendiği ve fikirlerine en çok başvurduğu isimlerden biri. Özer, yeni kitabı Müslüman’ın Diyeti’nde haz eksenli tüketim biçiminin ve kirletilmiş gıdaların, şişmanlık, obezite ve diğer hastalıklarla olan ilişkisini ele alıyor. İnsanları şişmanlıktan ve mutsuzluktan kurtarmak için ‘temiz ve sağlıklı’ bir beslenme modeli inşa ediyor. Nefsinizi, az ve öz yemeye ikna etmenin yolunu gösteriyor. Kur’an’da önerilen ve Hz. Peygamber’in de bilfiil hayatında uyguladığı ‘doğru beslenme ilkeleri’ni açıklıyor. ‘İslam’ın mutfağı’nı ve ‘Hz. Peygamber’in yeme-içme prensipleri’ni daha önce benzeri yapılmamış bir bütünlükle derliyor.

Kemal Özer’e göre, kitaptan sadece Müslümanlar değil herkes faydalanabilir:

“İslam, sadece kendine inanan Müslümanların değil, tüm insanların ve gezegende yaşayan tüm canlıların sağlığıyla ilgilenir. Ben de Müslüman’ın Diyeti’ni herkese yazdım. Şifa arayanlara, iyileşmek isteyenlere, az yemeyi başaramayanlara, hazcı tüketimden sıkılanlara, hayatında ‘temiz’ bir sayfa açmak isteyen herkese…”

Biz de tüm iyibilgi okurları için Kemal Özer'e sorduk

iyibilgi özel:

Sizi Gıda Güvenliği Hareketi Derneği kurucusu olarak tanıyoruz. Daha önce Deccal Tabakta ve Şeytan Ye Diyor isimli kitapları yazdınız. Şimdi ise Müslüman’ın Diyeti kitabını… Siz bir doktor veya beslenme uzmanı değilsiniz peki, bu alanda araştırma yaparken nasıl bir yol izliyorsunuz? Günümüzde uzman doktor eliyle yazılmış diyet kitaplarından okuduğunuz ve faydalandığınız yayınlar oldu mu?

Elbette doktor değilim amacım doktorluk yapmak da değil. Ancak özelde Hz. Peygamber’in beslenme biçimini anlatmak ve O’nu örnek göstererek beslenme önerisi yapmak için doktor veya diyetisyen olmak da gerekmiyor. Hz. Peygamber bir insandır ve tüm insanlık için en önemli, mutlak olan tek örnektir. Bu örneğin yani Efendimiz’in (s.a.v.) hiç hastalanmadığını ve oldukça sağlıklı bir hayat sürdüğünü ve O’nun beslenme önerilerinin herkes için koruyucu hekimlik olduğunu biliyoruz. Yapmak istediğimiz tek şeyse O’nun bir hayat biçimi haline getirdiği beslenme biçimini, modern tıbbın doğrularıyla birlikte insanlara aktarmaktır

Kuşkusuz eski ve yeni, telif veya tercüme eserleri takip ediyorum. Bu nitelikli eserlerin yanı sıra güncel makaleleri, yorumları ve tartışmaları okumaya gayret ediyorum. Kaldı ki başkanı olduğum derneğin faaliyet alanı sağlık ve gıda alanıdır ve bu alanla ilgili yazılıp çizileni takip etmek bizim için bir zorunluluktur. Ancak Hz. Peygamber’in gıda, beslenme ve sağlıkla ilgili tüm Hadis-i Şeriflerini râvi ve senet zincirleriyle birlikte inceledim. Hiç kuşkusuz son 100 yılda yazılmış çok sayıda beslenme ve diyet kitabını da edinip okuma imkânım oldu. Hem önceki kitaplarımda hem de Müslüman’ın Diyeti’nde bunlardan çok sayıda alıntı da mevcuttur. Kaldı ki ben hayatımda denemediğim hiçbir şeyi yazmıyor ve de söylemiyorum. İnanmadığım şeyleri başkalarına önermem. Önersem de hiçbir etkisi olmaz.

Bu kitapları yazmadan önce sağlıksız yiyeceklerle ilgili yaşadığınız beslenme hataları, sağlık sorunları vb tecrübeler oldu mu?

Elbette oldu. 13 yaşına kadar bir dağ köyünde yaşamış biri olarak haliyle o yaşıma kadar hiç endüstriyel ürün tüketmedim. Sonra şehirde devam eden eğitim hayatımda yurtlarda kaldım ve işte o tarihlerde ne yazık ki biz öğrencileri son derece kötü beslediler. Yemeklerde çıkanları ailelerimize anlattığımızda okumak istemediğimizi zannederlerdi, oysa hepsi doğruydu. Allah’tan yazları köye geri gittiğimden bu kötü beslenme hiç olmazsa 3-4 ay sağlıklı olarak sürmekteydi. Ama ne olduysa köyden kopup şehirde yaşamaya ve herkes gibi tüketmeye başladığımızda oldu. Gerçi şimdiki köyler de artık şehir gibi ama en azından benim yaşadığım köy o dönemde gerçekti, temizdi ve herkes sağlıklı beslenirdi. Bin kişiden fazla bir nüfusu olan köyde sadece bir iki kişi hastaydı ve o iki kişi de (ki birisi dayımın hanımıdır) hâlâ sağ ve sağlıklılar. Oysa ne acıdır ki şimdilerde benim köyümde dâhil birçok köyde çok sayıda insan ya kanser ya da diğer hastalıklara yakalanmış durumdalar.

Benim değişmem yaşadığım sağlık sorunu nedeniyle değil, Kehf Suresi’nin 19. Ayet-i Kerime’sinin beni çarpmasıyla olmuştur. Bu ayetteki incelik ve detay dikkatle okunursa herkesi çarpar.   

Kitabınızdan faydalanmak için Müslüman olmak gibi gerekli bir şart var mıdır?

Hayır! Asla! Tüketim biçiminin sağlıklı ve dengeli olup olmadığını merak eden veya tüketim miktar, aralık ve sıralamasındaki sorunları gidermek isteyen genç-yaşlı, kadın-erkek, inanan-inanmayan herkesin yararlanması gereken bir çalışma. Kaldı ki Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünneti sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlık için sağlıklı öneriler getirir. Yararlanmak isteyen herkese de açıktırlar. Bundan istifade etmek için Müslüman olmak da gerekmez. Nasıl ki bugün batı tıbbı orucun beden için çok büyük bir tedavi etkisi olduğunu belirtip Müslüman olmayanlara da öneriyorsa, herkes İslam’ın önerilerinden kendi sağlığı için yararlanabilir, yararlanmalıdır da. Müslüman’ın Diyeti kitabından da yararlanmalıdır.

İnansın ya da inanmasın, Müslüman olsun ya da olmasın, her insanın sağlıklı ve kaliteli bir hayat sürme hakkı vardır. Bunun yolu da büyük ölçüde beslenmenin disiplin altına alınmasından geçiyor. Müslüman’ın Diyeti de herkese bu yolu göstermeye çalışıyor.

Peki, Kuran-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’den beslenme doğrularını nasıl özetleyebilir siniz?

Allah-ü Teâlâ yeryüzündeki her şeyi hatta dünyanın kendisini insanlar için yarattığını ve onlara emanet ettiğini beyan ediyor. Müslümanlara ‘her nevi kan, domuza ait her şey, sarhoş ediciler, yırtıcı hayvanlar, Müslüman biri tarafından Allah adı anılarak kesilmeden ölmüş hayvanlar’ dışındaki her şeyi temiz olmaları ve israf etmemek koşuluyla yiyebileceklerini belirtir. Yani yasaklar istisnadır ve son derece sınırlıdır. Burada önem kazanan esas ise ‘temiz’liktir ki bundan neyin kastedildiği büyük bir önem kazanır. Çünkü insan helal ve temiz olanlara ticari ve siyasi amaçları uğruna kirletebilir ki günümüz yaşanan ana sorun aslında tam da budur.
Hz. Peygamber ise Kur’an-ı Kerim’in bu ilkelerini hayatına uygulamıştır ve ashabına da öğütlemiştir. Efendimiz, besmelesiz ve ayakta hiçbir şey yiyip içmez, acıkmadan yemez, midesini bizler gibi tıka basa doldurmazdı. Hz. Peygamber’in; “Âdemoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Âdemoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak ille de -mideyi dolduracaksa- bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine” şeklindeki Hadis-i şerifi her şeyi özetlemeye yeter.

Bunlar aynı zamanda bugünkü modern tıbbın bilimsel araştırmalarla “sağlıklı bir yaşam” için ortaya koyduğu doğrular değil mi?

Hz. Peygamber esasları ile modern tıpla çok sayıda alanda örtüşürler. Günümüzde modern tıp mensubu çok sayıda hekim veya beslenme uzamanı, Hz. peygamber’in ölçüleri ve önerileri ile aynı şeyleri söylemeye başlamışlardır ve bu son derece sevindiricidir. Bazıları da bunun Hz. Peygamber’in ölçüsü olduğunu da açıktan ifade etmektedirler.

Aslında eğitim biçimindeki yanlışlar ve ticari kaygılar söz konusu olmasa modern tıp, Hz. Peygamber’e tümüyle teslim olur. Çünkü O’nun (s.a.v.) önerilerinin hiçbiri tıpça eleştirilebilir öneriler değildir. Biz de modern tıbbın doğrularını reddedecek değiliz. Bu asla doğru da olmaz. Bilgi Allah’ındır ve ana kaynağı da vahiydir. İnsan yanılabilir ama Peygamberler asla yanılmazlar. Modern tıbbın doğruları bizim doğrularımızdır ve başımızın üstünde yeri vardır. Ben de kitaplarımda bu doğruları kaynaklarına saygı duyarak ve belirterek yer verdim. Bizim temel farkımız şu: Bilime tapmayız ve bilimi hakikate, (konumuz itibariyle de doğru ve sağlıklı beslenmeye) giden amacın bir aracı olarak kabul eder ve saygı duyarız. Bilim doğru yapılırsa asla vahiyle çatışmaz.

Müslüman’ın Diyeti kitabını öne çıkaran maddelerin başında aslında “Nefsinizi az yemeye nasıl ikna edersiniz?” sorusunun cevabını vermesi geliyor… Yani halkımızın en çok cevabını aradığı sorunun yanıtı! Peki, nasıl ikna edeceğiz nefsimizi az yemeye ya da vücudumuza zararlı şeyleri yememeye?

Kur’an neredeyse her ayetten sonra ‘akledin!’ çağrısı yapar. Sözünü ettiğiniz ürünler zararlı ise ve biz bunların zararlı olduğunu düşünüyor ve de soframızda da bulunduruyorsak o zaman akletmiyoruz demek ki.
Çok yememek her zaman kesinlikle mümkündür. Unutulmaması gereken önemli noktalardan biri her açlık hissinin açlık olmadığıdır. Mesela şimdi oruçluyuz ve öğle saatinde acıktığımızı hissederiz. Bu açlık hissi bir saat sonra kendiliğinden kaybolur ve akşam saatlerinde yeniden nükseder. Bu aslında beynimizi oruç tutmaya tam ikna etmediğimiz anlamına da gelebilir.

Bu durumda öncelikle yapılması gereken beyne ‘artık ben seni dinlemeyeceğim ve kendimi kontrol edeceğim’ diye güçlü bir mesaj gönderebilmektir. Beynin her açlık mesajı sonrasına yapılan salgıların yiyecekle ödüllendirilip vücuda zulmedilmeyeceğinin kararlı bir hissiyatla anlatılması gerekir.

Hissedilen her açlık duygusu açlık kaynaklı olmayıp, bunların bir bölümü susuzluğun açlık zannedilmesidir. Bunun anlamanın en iyi yolu, açlık hissedilince bir veya iki bardak su içip 21 dakika beklemektir. İki bardak suç içmemize rağmen hâlâ açlık hissi varsa ve yediğimiz güçlü yemeğin üzerinden de en az 4 saat geçmiş ise gerçek bir açlıktan söz edilebilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta az yemenin ancak az yiyerek sağlayabileceğidir. Bütün veriler gösteriyor ki çok yiyenler, sık sık yiyenler ve az su içenler daha çabuk acıkıyorlar. Ayrıca rafine şeker ve tatlandırıcı barındıran ürünler ve beyaz ekmek, beyaz pirinç gibi gıdaları yemek de sık acıkmaya dolayısıyla obeziteye yol açar. Mutlaka bunlardan da kurtulmak gerekir.

Sağlıklı yaşamanın özeti "az ve öz yemektir." Müslüman’ın Diyeti kitabı da "az ve öz yemenin yolları"nı gösteriyor.

Kitabın tanıtımında ayrıca ‘hastalıklardan, şişmanlıktan, oburluktan, hedonizmden, haramdan, bencillikten ve hatta kısırlıktan kurtuluş reçetesi!’ deniyor…

Cinsel sorunlar ve özellikle de kısırlık için doktora başvuranların sayısı gün geçtikçe artıyor. Buna yol açan nedenlerden biri de hazcı, sentetik tüketim biçimidir. Kitapta beslenme-kısırlık ilişkisini masaya yatıran bir bölüm var. Kitaptaki diğer bir çarpıcı bölüm ise besin enerjisi ve gıdaların canlılığı ile ilgili. Gıdaları canlandırmanın/öldürmemenin yolları anlatılıyor bu bölümde. Ramazan’a da özel bir yer ayırdık. Bir başka bölümde ise gıdalar arasında ısıtıcı/soğutucu denge ele alınıyor. Bu bölümler diyet eserlerinde pek rastlanan bilgiler değil.

Ramazan’ın ilk günlerindeyiz. İftarda ve sahurda Peygamber Efendimiz evimize misafir olacak gibi hazırlık yapmak istesek?

Bu soru için hassaten teşekkür ederim. Temel sorun bu. Müslümanların tüm sofraları Hz. Peygamber’in misafir olup yiyebileceği sofralar olmalıdır. Öncelikle ‘helal ve temiz’ olduklarından emin olduğumuz sade ve mütevazı bir sofra kurmamız şart.

Soframızda tadımlık değil, yeteri kadar hurma bulunmalı. Hakeza su. Hurmanın vücudumuzda hararet yapan etkisini azaltmak için yanında karpuz, kavun veya salatalık gibi serinletici meyveler bulunmalı. Hurma ile iftar ederken beraberinde bu meyvelerden de yenilmeli. Sonra iki bardak su ile devam edip, namaz arası verilmeli. Bulgur pilavı ve etli taze fasulye gibi iki çeşitten fazla olmayacak olan ana yemek ise namazdan sonra yenilmelidir. Çay içinse daha uzun bir ara gerekiyor.

Rafine şekerler, glikoz veya yapay tatlandırıcılardan yapılmış katkılı tatlıları, beyaz undan yapılmış katkılı ekmekler, kola gibi gazlı ve alkollü içeceklerin olduğu bir sofraya Hz. Peygamber’in oturmayacağı asla unutulmamalıdır. Aşırı çeşit ve sentetik ürünlerden oluşan bir sofrayı sanırım Müslümanlar Peygamberlerine ikram etme gafletine düşmezler. Peygamberlerine ikram edemeyecekleri şeyleri kendilerinin de yememeleri beklenir.

Aynı ilkeler sahur içinde geçerlidir.

Peki, Ramazan ayından sonra her gün uyulması gereken kuralları özetleyebilir misiniz?

Diyet, hastalık veya şişmanlık sonucunda uygulanması gereken bir reçete değil, bunların yanı sıra sağlıklı ve kaliteli bir hayat için riayet edilmesi gereken kaçınılmaz bir rehberdir.

Allah (c.c.) Müslüman olsun ya da olmasın tüm insanların kaliteli bir hayat sürmeni ister ve herkesinde buna hakkı vardır. İşte bu nedenle

Müslüman’ın Diyeti

, hastalık gibi özel bir durumu olanlar hariç her insan, her gün uyması gereken temel ilkeleri sunuyor ve rehberlik ediyor.

Sağlık ve kaliteli bir ömür için hangi gıdayı, hangi sıklıkla, hangi sırayla, hangi ısıda, hangi miktarda yiyip içmesi gerekir? Hem İslam’ın iki temel kaynağı olan Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifler, hem Galen’den İbn-i Sina’ya kadar ki tıp ilminin temellerini inşa eden seçkin hekimler, hem de modern bilimin geldiği bilimsel sonuçlar doğrultusunda bütünlüklü bir özet sunabiliriz.

Özetle Müslüman'ın Diyeti; ‘az, öz ve akıllı beslenme’ önerisi getiriyor.

Az çünkü: Çok yemek, sağlık değil hastalık ve kötü bir hayata yol açar!

Bu nedenle;
- Sık sık değil, (Hz Peygamber’in ve İbn-i Sina’nın önersi gibi -mümkünse-) öğün sayısını ikiye indirilmeli,
- Tıka basa değil, ihtiyaç yani midenin tamamı değil 3'te biri kadar,
- Zevk için değil, zaruret miktarı.

Öz çünkü: Nitelik yerine niceliğe önem verilmesi yani seçmeden önüne geleni tüketmek elem verici sağlıksız bir hayata yol açar.

Bu nedenle;
- Kur’an- ı Kerim’deki ‘temiz’ kavramını doğru yorumlamalı,
- Haramlar ve şüphelilerden tümüyle uzak durmalı,
- GDO’lu ve hibrit tohumlardan elde edilenlerden besinlerden mutlaka sakınılmalı,
- Tarım kimyasalları ve katkı maddeler eklenmiş sentetik ürünler yerine sade olanları tercih edilmeli,
- Pastörize, UHT, ışınlama ve modifiye gibi endüstriyel işlemler uygulanarak sentetikleştirilen ve besin değerleri yok edilen ürünler yerine sağlıklı geleneksel yöntemlerle üretilmiş ürünlerle beslenmeli.
- Fıtratlarının dışına çıkarılıp, zulüm ve işkenceye maruz bırakılarak beslenen hayvanların etlerinden yenilmeyerek ve bunlara yapılan muameleye destek verilmemelidir.

Akıllı çünkü: Akıllı ve mükerrem bir varlık olan insan, kendi bedenin korunmasına gayret eder ve bunun gereğini yerine getirir.

Bu nedenle;
- Yemeklerin pişirme yöntemine,
- Yemeklerin yenilme sırasına,
- Yemeklerin aşırı sıcak/soğuk gibi ısılarına (vücut ısısına yakınlıkları),
- Gıdaların serinletici ve hararet yapıcı dengesine,
- Yiyip içtiklerinin sadece fiziki açlık ve susuzluğunu gidermesine değil, bedeni ihtiyacı olan biyolojik gereksinimleri karşılayıp karşılamadığına bakmalıdır.

Yeryüzünde yaşayan herkesin sağlığı diğer insan ve canlıların sağlığına bağlıdır. Bazılarının sağlıklı olması, onları mutlu etmeye yetmez ve geleceklerini güvende kılmaz. İslam herkesin sağlıklı ve mutlu olmasını ister. Müslüman’ın Diyeti de bu amaçla sağlıklı olmak ve kaliteli bir hayat sürmek isteyen herkes için yazıldı.

Bu samimi açıklamalarınız için teşekkür ediyoruz...

Ben teşekkür ederim.        
       

www.iyibilgi.com özel Nihal Doğan


Kemal Özer kimdir?

1968’de Konya’nın Bozkır ilçesinin Armutlu köyünde doğdu. Halen gazetecilik yapmakta ve Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Derneği Genel Başkanlığı’nı yürütmekte. 2010 yılında Medya Etik Konseyi tarafından, gıda ve insan sağlığı üzerine yazdığı yazılar nedeniyle Medya Etik Ödülü’ne layık görüldü.

Kemal Özer'in yayımlanmış diğer eserleri:

Deccal Tabakta, Hayykitap, 2010
Şeytan Ye Diyor!, Hayykitap, 2011

Müslüman'ın Diyeti kitabının bölümleri:

• Yemek duası
• Peygamberimizin şifa veren sünneti
• Gıdalar şeytandan nasıl korunur?
• Midenin üçte biri!
• Müslüman’ın midesi, aklı ve nefsi
• Az yemek mümkün mü?
• Fazla kilolardan nasıl kurtuluruz?
• Farmagedon zamanı!
• ‘İnce’ ipuçları
• Yiyecekler arasındaki ‘denge’nin önemi
• Akıllı ailenin mutfağı
• Gıdalara ‘canlılık’ testi
• Temiz model: Hangi gıda, nasıl, ne zaman?
• Müslüman’ın Ramazan diyeti
• Hayat kurtaran 20 tavsiye
• Beslenme, kısırlık ve neslin devamı
• Özetle Müslüman’ın diyeti



Kitabı satın almak için tıklayınız...

 

 

Ziyaretçi Yorumları (Toplam 2 yorum)
  • Ali Özdemir
    ŞÜKRAN
    Tüm ideolojiler Kur'an'dan alınmadır. Kur'an esas bilgi bankasıdır. Türkçesini okuyan yalanlara kanmaz. Dini iyi bilen insan yanlış beslemez...
    12.07.2014 21:09:27

  • Zübeyir Güngör Uslu
    Şişmanlar hocalar rahatsız
    Şişman hocalar rahatsız... ** Ense ve kulak yerinde, Ağızda tatlar derinde, Ölüm gelir geç, erinde, Şişman hocalar rahatsız. ** Göbeğine söz dokunmuş, Sofrası yağ dokunmuş, Hergün davet okunmuş. Şişman hocalar çapsız. ** Ürkmüş fincancı katırlar, Kırılmış çokça hatırlar. Zevkine vurmuş satırlar, Şişman hocalar kitapsız. ** Bak iğrapta mahallin yok, Belliki günahın pek çok, Gezersin yarı aç ve tok. Şişman hocalar nisapsız. ** Vur, şiş beline kazmayı, Bıraksın çokça azmayı. Bağlasın başa yazmayı, Şişman hocalar kapsız. ** Uslu şair sen neyledin, Hesapsız kelam söyledin, Sofrayı viran eyledin, Şişman hocalar hitapsız. ** Zübeyir Güngör Uslu 01.08.2012-13.34 Samsun www.ayyildizfm.com 0542.423 00 56
    01.08.2012 13:35:33
22.07.2012 18:33:00 Bu haber 6631 defa okundu
Müslüman'ın Diyeti: Az, öz ve akıllı beslenme
EBOLA'nın biyo-silah / biyo-terör olduğu iddialarına katılıyor musunuz?


 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri