Son Dakika
Salı, 26 Eylül 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Nereden çıktı domuzun gribi?
Son yılların en popüler konularından biri de deli dana, kene, kuş gribi ve domuz gribi medyatik hastalıklar. Bunlara medyatik hastalıklar diyoruz çünkü çok daha tehlikeli ve öldürücü hastalık türleri hemen hiç gündeme gelmezken daha ilk vak’a ortaya çıkar çıkmaz, Dünya Sağlık Örgütü yönetiminin “6 ayda dünya 2 milyar insan bu hastalığa yakalanacak 100 milyon insan ölecek” şeklindeki kehanet cümlesi birden bu hastalığı dünyanın gir numaralı gündem maddesi haline getirdi.

Dünyanın üçte birinin domuz gribine yakalanacağını daha virüsün ilk görüldüğü iddia edildiği Nisan 2009’da iddia eden bir Dünya Sağlık Örgütü’nün tüm dünyayı soymak için dâhiyane bir planın sözcülüğüne soyunması oldukça manidardı.

Virüsün ilk anons edildiği günlerde aşırı siparişlerini başlatan Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın geçtiğimiz haftaki “Türkiye’de hiç aşı yapılmazsa, nüfusun tahminen 3’te biri hastalanacak, 5 bin kişi ise hayatını kaybedecek. Dolaylı kayıplar hariç salgının toplam maliyetinin 1.1 milyar TL olacak. Ama biz önlemimizi aldık. 1 milyon 800 bin kişinin hastalığa yakalanacağını ve 400 ölümünün gerçekleşeceğini öngörüyoruz” şeklindeki cümleleri bekli de Türkiye tarihinin en korkutucu kehaneti olarak tarihe geçti.

BAKANDAN ÜRKÜTÜCÜ TABLO

Virüsün ilk görüldüğü bahar aylarından bu yana Türkiye’de domuz gribi görüldüğü iddia edilen vak’a sayısı 600 dolayında kalırken hiç ölüm vak’ası yaşanmadığı halde Sağlık Bakanı’nın bu denli ürkütücü bir tablo çizmesi, büyük bir tartışma başlattı. Bütün bunun DSÖ’nün verdiği vadenin dolmasına yakın olması da ayrı bir sorun.

Her zaman olduğu gibi toplumun önemli bir kısmının kafası yine karıştı. Bu nedenle aşı stokuna başlayanlar bile görüldü. Beklenen oldu ve uzmanlar yine ikiye bölündü. Bir grup Sağlık Bakanı’nın doğru davrandığını iddia ederken karşı grup bir bakanın kaosa neden olacak söylem ve eylemde bulunamayacağını, ülkemizde hiç domuz gribi ölümü yok dünyada ise yüzde 1,2 seviyelerinde olan bir olayın bu şekilde halkı paniğe sevk edecek bir yapıya büründürmesini eleştirmeye devam ediyorlar.

ŞAŞIRTICI RAKAMLAR

Birçok çevre Sağlık Bakanlığı’nı daha tehlikeli grip veya hastalık türleri konusunda bu denli duyarlı olmamakla suçladığı anlarda ajansların ürkütücü senaryo ve aşı rakamı haberleri birbirini izledi.

Sağlık Bakanı Akdağ, domuz gribinin görüldüğü ilk günlerde “Biz aşıyı satın alma konusunda masaya oturmuş, önde gelen ülkelerden biriyiz. Domuz gribine yönelik aşın, birkaç ay içerisinde geliştirilebilecek ve aşı üretiminin yaklaşık 3-4 ay sürebilecek” şeklindeki açıklamasının üzerinden üç dört ay geçer geçmez aşının bulunduğu şeklindeki açıklamalar ve Türkiye’nin 18 milyondan başlayıp 48 milyona kadar çıkan domuz gribi aşısı siparişleri, aşının içerisinde tehlikeli içerik kadar rakamların yüksekliğe tartışılan konulardan birini oluşturdu.

Bakanın birinci kehaneti tutmuştu tutmasına ama ikinci kehanetinin tutması durumunda Türkiye için yıkım sayılabilecek bir felaket olup olmayacağını zaman gösterecek. Lakin Bakan, tartışmalı sözleri dolayısıyla yükselen tepkilere dayanamayıp geri adım attı. Bunun yanı sıra aşıların insan üzerinde test edilmemiş olması ve tüm dünyada sağduyulu çevrelerce tartışılması ve yargıya taşınması önemli bir gelişmeydi.

TAMIFLU'DA SÜPHELER

Öte yandan kuş gribi hastalığı için kurtarıcı olarak lanse edilen ve Türkiye’nin de çok büyük adetlerde satın alıp kullandığı Tamiflu isimli ilaç hakkında tamda bu günlerde artarda bilim çevrelerinden gelen yan etki ile ilgili açıklamalar, bulunduğu iddia edilen domuz gribi aşını savunanlarda bile tereddütlerin oluşmasına neden oldu.

Kurtarıcı olarak ilan edilen ve domuz gribi vakaları da başta olmak üzere hâlen birçok hastalık için kullanılan Tamiflu’nun gençler ve çocuklarda üzerinde yan etkilerinin yanı sıra, ilacın dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfelt’e ait olduğu bilgilerinin ortaya çıkması, kafa karışıklığının iyice artmasını sağladı.

50 MİLYAR DOLAR KÂR

Bütün bu bilgiler üzerine domuz gribi aşısı üreten ilaç firmalarının, aşıdan 50 milyar dolarlık bir kâr elde edeceği bilgisinin konun daha ciddi bir şekilde sorgulanmasını sağlaması son derece dikkate değer bir gelişme olarak geçti kayıtlara. Çünkü yıllık, 500 milyar dolarlık dünya ilaç pazarına rağmen sadece aşıdan yıllık ilaç tüketiminden elde edilen gelirin yüzde 10’u kadar kâr elde edilecek olması, domuz gribi virüsünün de bir laboratuar virüsü olduğu tezini savunan çevrelerin tezinin ilgi görmesine büyük katkı sunmuş oldu.

Söz konusu ilaç şirketlerinin güdümünde olduğu iddia edilen Dünya Sağlık Örgütü’nün kehanet içeren bilgilerini Türkiye nüfusuna orantıladığı anlaşılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bu kez tepkiler üzerine geri adım attı. Bakanlık aşılarda ve aşılarda cıva kalıntısını da olduğunu kabul etmek zorunda da kaldı ve hacı adayları, çocuklar, hastalar ve hamilere mutlaka aşı yapılacak demesine rağmen Bakan Akdağ; “istemeyen aşı yapılmayacağını velisinin yazılı izni olmayan çocuklara aşı vurulmayacak” diyerek yumuşaması aşı yaptırmak istemeyen çevrelerle devletin karşı karşıya gelmesi de engellemiş oldu.

AŞIDA ZORUNLUULK KALKTI

Dünyada her alanda bir savaşın yaşandığını, hatta artık savaşların gıda savaşı eksenli olduğunu, bu nedenle de genetik yapısı değiştirilerek patentlenen tohumların sahibi firmaların aynı zamanda ilaç firmalarının da sahibi olması; kene, kuş gribi, deli dana ve domuz gribi gibi hadiselerin uluslararası bir komplo olduğu ve bu komplonun kurbanlarının ise masum insanlar olduğu artık çokça dile getirilen konuların başında gelmeye başlamış domuz gribi senaryosu sahiplerinin bu süreçte strateji hatası yaptığının bir göstergesi olduğu iddia ediliyor.

Önemli sayıda uzmanda domuz gribini bu kapsamda değerlendirerek insanlarda ve özellikle de çocuk, genç ve hamile kadınlarda nasıl bir yan etkiye neden olacağının bilinmemesi, ilaç şirketlerinin yeni hastalıklar mı pazarladığı sorularının çokça sorulmasına neden olmaya devam ediyor.

Birçok uzman kısa vadede ortaya çıkması mümkünde olmayan yeni aşıları kullanmanın son derece tehlikeli ve geri dönülmez sorunlara neden olabileceğini belirtiyorlar. Gündelik gripler kadar bile yaygın olmayan hatta bunları hiçbiri kadar bile ölümcül olmayan bir virüs için bu riskin alınamayacağı, bunun devlet eliyle yapılmasını da önemli bir hata olduğu ifade ediliyor.

HER ŞEYE RAĞMEN BİR TEHDİT

Geri adım atmasının bakanlığın strateji hatası yaptığının bir göstergesi diyen uzmanlar, Bakanlığın yapması gereken şeyin başta toplu taşıma ve ortak kullanım araç ve aletlerinin kullanımından sonra en doğru dezenfektasyonun nasıl yapılacağı ve korunma konusunda halkı bilgilendirici çalışmalar yapması gerektiği belirtilirken bakanlığı bunu yapmamasının çok büyük bir hata olduğu belirtiliyor.

Domuz gribi ve benzer bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmada sirkenin büyük bir öneme sahip olduğu; cep telefonu, bilgisayar, araçlar, yemek kapları ve çamaşırlara kadar birçok malzemenin sirke ile dezenfekte edilebileceği belirtildi. Hatta meyve ve sebzelerin sirkeli su ile yıkarak ilaç kalıntılarından önemli ölçüde kurtulabileceği de uzmanlarca ifade ediliyor.

Kemal Özer
Özgün Duruş Gazetesi / 8. Sayı

02.11.2009 23:46:00 Bu haber 9027 defa okundu
Nereden çıktı domuzun gribi?
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri