2014’de 150’den fazla büyük firmanın ürününde GDO tespit edilir. Kanun gereği firmalar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulur. Dönemin bakan ve bakanlığı büyük şirketlerce sıkıştırılır.

Bakanlık çareyi, Biyogüvenlik Kanunu’na aykırı yönetmelik değişikliğinde bulur. Yönetmeliğe, kanunda olmayan ve kanuna göre eklenmesi imkânsız “Bulaşan” başlıklı yeni bir madde eklenir.

Bu sayede, ürünlerinde GDO tespit edilen tüm firmaların suç duyuruları boşa çıkacaktır.

Gıda Hareketi olarak ilgili yönetmelik değişikliğinin iptali için derhal yürütmeyi durdurma ve iptal davası açtık.

Mahkeme yürütmeyi durdurma talebimizi acil olmasına rağmen, 6 ay sonra karara bağlayarak reddetti. Tam 5 yıl bekleyip bu kez de iptal davamızı karara bağladı. Tabi ki, yönetmelik iptali talebimizi reddederek.

Üstelik tetkik hâkiminin iptali yönündeki görüşüne rağmen…

Bu süreçte tüm suç duyuruları boşa çıktı ve GDO’lu ürünleri piyasaya süren firmalar aklandı.

Milletin ve gelecek nesillerin hukukunu koruma talebimizi görmezlikten gelen Yüksek Mahkeme, kararında bir STK’nın yani Gıda Hareketi’nin, GDO’cuları aklayan Tarım ve Orman Bakanlığı’na 4.125.-TL vekâlet ücreti ve faizini ödemesine hükmetti.

Şimdi Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bizden 4.338,48.-TL’yi 15 gün içinde ödememizi, aksi halde icra takibi yapacağına dair resmi bir yazı gönderdi.

Ödeyecek miyiz? Elbette hayır!

Bakanlık dilerse haciz işlemi yapabilir.

Geçtiğimiz hafta kararı yeniden temyiz ettik. Neticesini bekleyip göreceğiz. Davayı dünya mahkemelerinde kazanamasak bile, uhrevi mahkemelerde kazanacağımızdan şüphemiz yok.

Avukatımız diyor ki, temyiz talebimize rağmen Bakanlık icra işlemi yapar.

Biz de dedik ki, istiyorsa yapsın!

Gıda Hareketi olarak bu meselenin takdirini milletimize bırakıyoruz!

 
GDO yönetmeliğinin değiştirilmesinin gerçek amacı hakkında şok itiraflar 

 

İPTAL DADAVASI DİLEKESİ için tıklayınız

Tarım Bakanlığın icra tehdidi yazısı için tıklayınız

Yönetmelik değişikliği için tıklayınız

İşte bir örnek

Milipu'da GDO

 

 

YENİ TEMYİZ TALEBİMİZ

DAVANIN KONUSU         : “Resmi Gazete’nin 29 Mayıs 2014 tarih ve 29014 sayılı nüshasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca yayınlanan, tümüyle 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na aykırı olan GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNE DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİKhükümlerinin hukuka aykırılık taşıması nedeniyle İPTALİNE karar verilmesi” talebimize yönelik Danıştay 10. Daire’nin 2019/3122 sayılı kararının temyizi.

AÇIKLAMALAR                  :

1)        Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Derneği, toplumun sağlık ve gıda konularında bilinçlenmesini sağlama ve bu alanda millet yararına faaliyet gösteren bir dernektir.

2)        Faaliyet kapsamına girdiği için, Tarım ve Orman Bakanlığı’nca Resmi Gazete’nin 29 Mayıs 2014 tarih ve 29014 sayılı nüshasında neşrederek yürürlüğe koyduğu “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” değişikliğinin iptalini talep etmiştik.

3)        DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ SAYIN EMRE DURSUN'un “5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu'na dayanılarak çıkarılan “Dava konusu edilen Yönetmelik uyarınca, İnsan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri bilimsel çevrelerde halen tartışılmaya devam eden genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların (GDO), salt laboratuvar ortamında yapılan incelemelerde belli bir sınırın altında kaldığı ve söz konusu gen'in yapılan araştırmalarda insan sağlığına zararı olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle onay amacına uygun olarak kullanılmasının; 5977 sayılı Kanun'un, kullanılan materyalin canlı organizma olması ve zararın ortaya çıkması durumunda geri dönüşün çok zor olması veya mümkün olmaması nedeniyle insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı ile biyolojik çeşitlilik üzerinde zarar oluşturma riski taşıyan GDO'lara karşı tedbir alma yönündeki amacı ve gerekçesi ile uyuşmadığı görüşüyle dava konusu Yönetmelik düzenlemesinin iptali gerektiği düşünülmektedir” şeklinde DAVA KONUSU YÖNETMELİĞİN İPTALİ YÖNÜNDE görüş belirtmiş olmasına rağmen,

4)        10. DAİRE ÜYESİ SAYIN AHMET SARAÇ’ın “Anayasa'da yer alan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, geleceğe yönelik bilimsel belirsizliklerin bulunduğu hâllerde gelecek nesillerin yaşam hakkının korunmasına ilişkin gerekli tedbirlerin alınmasını öngören ihtiyat ilkesini içinde barındırmaktadır.

…İhtiyat ilkesi uygulanırken, fayda-maliyet analizini değişik ölçülerde devreye sokarak, ihtiyat ile çeşitli riskler arasında tercih yapılması gerekmektedir. Yaklaşık 30 yıllık bir teknolojinin sonucu olan GDO içeren ürünlerin insan ve çevre sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri henüz somut olarak ortaya konulamamış ve gözlemlenememiştir. Davalı idarece, bazı GDO'ların insan sağlığına zararsız olduğuna ilişkin laboratuvar ortamlarında yapılan tespitler bulunduğu ileri sürülmekte ise de; söz konusu tespitler, laboratuvar ortamında yapılan, ileriye dönük sonuçları kesin olarak ortaya konulamayan tespitlerdir. Bu nedenle, GDO'lu ürün kullanımı neticesinde etkilenecek olanın canlı organizma olması ve zararın ortaya çıkması durumunda geri dönüşün çok zor olması veya mümkün olmaması dikkate alındığında; dava konusu düzenlemenin, Anayasa ile güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına ve ihtiyat ilkesine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. 

Öte yandan, GDO'lu ürünler yerine GDO'suz ürünlerin tercih edilmesinin önünde bir engel bulunmadığı, diğer bir ifadeyle GDO'lu ürün kullanımının mecburiyet olmadığı, ürünlerin yerli veya ithal GDO'suz alternatiflerinin bulunabileceği göz önüne alındığında; bulaşan bile olsa GDO'lu ürün kullanımından elde edilecek fayda yerine, ortaya çıkarabilecek geri dönüşün çok zor zararlara sebep olunmamasının ve ihtiyatlı davranılmasının tercih edilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu düzenlemenin ihtiyatlılık ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptali gerektiği düşüncesiyle davanın reddi yönündeki Daire kararına katılmıyorum” yönündeki haklı gerekçesine rağmen,

5)        Danıştay 10. Daire’nin 2019/3122 sayılı kararına göre, OY ÇOKLUĞU ile davanın reddine karar verilmiştir.

İPTAL DAVASINI NİÇİN AÇMIŞTIK?

6)      29 Mayıs 2014 tarihinde yapılan yönetmelik değişikliği ile “GDO bulaşanı” adıyla mevzuata yeni bir tanım eklenmiştir. Aslında bu tanımın bir benzeri 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanununda ve bu kanuna dayanarak çıkarılan yönetmelikte yoktur ve değişiklikle getirilen yeni fıkra, KANUNA AYKIRI olarak ihdas edilmişti.

7)        KANUNDA OLMAYAN VE DEĞİŞTİRİLEN YÖNETMELİĞE EKLENEN “BULAŞAN” FIKRASI, KANUNA VE HUKUK MANTIĞINA AYKIRIDIR. ÇÜNKÜ TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI KENDİNİ TBMM’NİN YERİNE KOYMUŞTUR.

8)        Kaldı ki “BULAŞAN” ibaresi kanun amacıyla da çelişmektedir.

BULAŞAN NEDEN BENİM SORUMLULUĞUNDA OLSUN?

9)      Herhangi bir ürün ve özellikle de insan ve çevre sağlığı ile gelecek nesillerin güvenliğini ilgilendiren bir ürünün güvenliği üreticinin sorumluluğundadır. Oysa bu değişiklikle ister ihmal, isterse de ihmalden kaynaklanmasın bir üründe yüzde 0,9 ve altında GDO’lu materyal tespit edilirse, üreticinin sorumluluğu ortadan kalkmaktadır. Birileri –ki bunların hepsi Türkiye düşmanı yabancı şirketler (velev ki dostu olsun)– para kazanacak veya zarar görmeyecek diye, cenin, bebek, çocuk, genç, süt veren anne, hasta, yaşlı ve tabiattaki diğer canlıların zarar görmesi kabul edilebilir mi?

10)  Tüketici satın alana dek o ürünün üretim, işletme, paketleme, depolama, nakliye ve satış sürecindeki kalite, tağşiş, güvenlik, hile, bozulma ve sair her türlü hasardan nasıl ki üretici, ithalatçı, satıcı müteselsilen sorumlu ise, GDO söz konusu olduğunda neden üretici sorumlu değil de tüketici sorumlu tutuluyor? O zaman bir yönetmelik daha çıkarıp, şu kadar zehir bulaşırsa ondan da üretici ve satıcı değil, tüketici sorumlu tutulsun. O zaman bütün üretici ve satıcılar yüzde 0,9’u geçmeyen tağşiş, küf, eksiklik, bozulma, aflatoksin, domuz ve insan DNA’sı karıştırma, leş ve hatta lağım karışımından da sorumlu olmasınlar! Madem GDO’ya ayrıcalık tanınıyor, o halde bunlara neden tanınmasın! Madem insan değil, şirketler yani büyük tröstler korunacak, o halde buna da müsaade edilsin!

11)  Şayet %0,9 GDO’dan sayılmayacaksa; gıda ve pazara arz edilen ürünlerdeki her türlü nakısa %0,9’u geçmediği sürece ayıp, hile, gizlenmiş ayıp sayılmasın!

%0,9 İLE %1 ARASINDA NE FARK VAR?

12)     Domuzun yasak olduğu bir üründe %0,00001 nisbetinde domuz olması ile % 1 domuz çıkması ya da %0,00001 insan parçacığı çıkması ile %1 insan parçacığı, %0,00001 siyanür çıkması ile %1 siyanür çıkması arasında -oranı dışında- ne fark vardır? Bir şey ya vardır yahut da yoktur. Ya tağşiş veya hiledir yahut da değildir. Batılı tröstler böyle istiyor diye mevzuatımız “GDO bulaşanı” cevaz görecekse, Türkiye Cumhuriyeti anayasasının cari olduğunu kim söyleyebilir? Ülkemiz insanının güvende olduğunu kim iddia edebilir? Nesil emniyetinden nasıl söz edilebilir?

13)     Mesela neden %1 değil de %0,9? Yüzde 1 zararlı da %0,9 olunca zararsız mı oluyor? Bunun, bir mağazanın yüzde 70’e varan indirim yazıp, sadece sembolik sıradan bir ürün için yüzde 70, diğerlerine yüzde 20 indirim uygulaması kurnazlığındaki rakam oyunundan farkı nedir? İhtiva ettiği GDO değişikliğinin %0,9’u zarar vermiyor da %1 olunca mı zararlı oluyor 

YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİ NEDEN YAPILDI?

14)  BU YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİNE NEDEN İHTİYAÇ DUYULDUĞU MESELESİ DAVANIN ANA KONUSUDUR ve Saygıdeğer Mahkeme Heyetinin bu hususa ihtimam göstermesini bir vatandaş olarak hassaten istirham ederiz. Şöyle ki;

15)  Biyogüvenlik Kanunu yürürlüğe girdikten sonra büyük şirketlerin 150’den fazlası veya çok sayıda büyük şirketin 150’den fazla ürününde kanuna aykırı GDO tespit edilmiştir. Bunlar bizzat bakanlığın ilgili personelince tarafımıza beyan edilmiştir. Sadece bununla kalmamış, dava dilekçemizde belirtilen ve aşağıda tekrarlanacak olan BEBEK MAMASI ÖRNEĞİNDE olduğu üzere medyaya yansımış, davalı bakanlık da bu haberleri kabul etmiştir.

16)  Ürünlerinde GDO tespit edilen bu işletmeler, maddi olarak ve nüfuz açısından güçlü şirketlerdir. Yöneticileri hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunulması ve ceza davası açılması gerekmektedir. Bunun önlenmesi için, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın eski yöneticileri, yönetmelik değişikliği ile bu firmaları kurtarma yoluna gitmişlerdir. Bu durum da canlı yayında itiraf edilmiştir. Şöyle ki;

17)   03 Haziran 2014 günü saat 22:00’de A-Haber televizyon kanalında yayınlanan “Deşifre” programına katılan Tarım ve Orman Bakanlığı (eski adı: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı) Gıda Kontrol Genel Müdürü Prof. Dr. İRFAN EROL (ki kendisi o tarihte aynı zamanda Türkiye’nin en büyük gıda şirketinin vakfının yöneticisi idi) iki hususta hem ilginç, hem de SUÇ MAHİYETİ TEŞKİL EDEN İTİRAFLARDA bulunmuştur:

Sunucu Mehmet Ali Önel:  Savcılığa intikal eden ama kamuoyuna açıklanmayan başka GDO’lu ürün var mı?

Genel Müdür İrfan Erol: Var. Savcılığa intikal etmiş GDO’lu başka ürünler de var!”
                   (LÜTFEN İTİRAFA DİKKAT EDİNİZ VE RTÜK’TEN LÜTFEN KAYDI TALEP EDİNİZ!)

Sunucu:  Başka gıdalarda da var diyorsunuz?

İrfan Erol: “Var! Onlar hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulunduk tabi.”

Sunucu:  Şu an onları açıklamıyorsunuz…

İrfan Erol: “Onlarla ilgili yargı süreci devam ediyor.”

Sunucu:  Biyogüvenlik Yasası’na göre, aslında sıfır tolerans tanınan GDO’da bir bulaşma oranı kabul edilip, bir risk oranı binde 9 gibi bir oran açıklandı. Bu aslında daha önce yasada olmayan bir tanım. Yasada sıfır tolerans varken yönetmelikle binde 9 getirmiş oldu.  Tam da bu değişiklik bebek mamasındaki GDO skandalının ortaya çıkmasına paralel bir şekilde ortaya çıktı. İnsanın aklına şu geliyor acaba, Bakanlık bu uluslararası gıda tröstünü kurtarmak için, onların yöneticilerini kurtarmak için bir yönetmelik değişikliği mi yaptı?

İrfan Erol: “Bu konuda bakanımız da bir açıklama yaptı. Bu düzenleme gıda ile ilgili değil, onu söyleyeyim. Bunların giderilmesi amacıyla öteden beri çalışılıyordu. Biyogüvenlik Kurulu’nun kararıyla bu çalışmalar yapıldı. Bizim Güvenlik Kanunumuzda “bulaşan” ifadesi olmasına rağmen “GDO bulaşanı” olarak bir ifade yok. Yani GDO bulaşanını tanımıyor. Dolayısıyla bu eksiklik görüldüğü için… Böyle bir tanım olmadığı için birçok yargıya intikal etmiş olaylarda kasti değil, kusri olarak ortaya çıkan durumlarla ilgili olarak… Yine hak mahrumiyeti var 1 yıldan 12 yıla kadar, bunların aşılması amacıyla bir yönetmelik hazırlandı.”              

                         [Bu konuşmanın Video kaydı: https://vimeo.com/97325630]

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ İLGİLİ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI
YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİNİN BÜYÜK GIDA ŞİRKETLERİNİ KURTARMAK İÇİN YAPILDIĞINI CANLI YAYINDA KABUL EDİYOR.
BU GERÇEĞE RAĞMEN DANIŞTAY 10. DAİRESİ TALEBİMİZİ REDDEDİYOR.

ŞİMDİ ŞUNU SORMAK LAZIM:
YÖNETMEKLİK DEĞİŞİKLİĞİ İLE ÜRÜNLERİNDE KANUNA AYKIRI GDO TESPİT EDİLEN FİRMALARIN DAVASI NE OLDU?
CEVABI BELLİ.
KANUNA AYKIRI YÖNETMELİK SAYESİNDE HEPSİ DÜŞTÜ.

 

BEBEKLERİMİZİ ZEHİRLEYEN FİRMANIN DAVASI DÜŞTÜ

1           Yönetmelik değişikliği ile düşen davalara bir örnek vermek gerekirse…

2           Bursa İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü elemanlarının piyasa denetimleri sırasında alınan “Milupa Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı” ürünün incelemesi sırasında GDO tespit edildiği, incelemenin doğrulanması için şahit numunenin Bakanlığın Ankara Merkez Laboratuarı’na gönderildiği, burada yapılan analizde de mezkûr üründe GDO tespit edildiği için tüm il valiliklerine yazı yazılarak ilgili ürünün toplatılmasına karar verildiği, [EK:1]

3           Bu belgenin 24.05.2014 günü Derneğimizin gidahareketi.org[1] adlı resmi adresinde yayınlanması üzerine, Ek 2’de görüleceği üzere Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca Derneğimize hitaben bir açıklamada; "söz konusu bebek mamasının piyasa denetimlerinde GDO tespit edildiği” kabul edilmekte ve ilaveten “bebek mamalarının toplatılması sağlanmış ve ilgili firma hakkında hukuki süreç başlatıldığı" belirtilmektedir. [EK: 2]

4           PEKİ, SONRA NE OLDU? Dava konusu olan yönetmelikte kanuna aykırı bir değişikliğe gidilerek bu firma ve diğer 150 dolayındaki benzer suç ortadan kaldırıldı. Peki, siz bir Sağlık ve Gıda Derneği olsaydınız bu hususta dava açmaz mıydınız? Elbette açardınız, biz de bunu yaptık. Buna rağmen yürütmeyi durdurma talebimiz bile karşılanmadı. Uzun süren süreç devam ederken de tüm firmalar aklandı. Yüksek Mahkeme’nin bu gerçeğe uygun kararlar vermesi arzusuyla da temyizde bulunuyoruz.

YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİ HANGİ FACİAYA NEDEN OLDU?

İnsan kanı ve anne sütlerinde GDO parçacıkları tespit edildi, üstelik Türkiye'de

Yediğimiz gıdalardan elde ettiğimiz bitkisel ve hayvansal genetik materyal miRNA ince bağırsakta parçalanmadan DNA'ya etki ettiğini tespit eden Prof. Dr. Mehmet Gürbilek“Yaptığımız çalışmada pirinç miRNA'sı insan kanında tespit edildi. Anne sütünde de görüldü. GDO'lu bir ürünün ise direkt çocuğa da aktarıldığını ortaya koyduk” diye konuştu.

ARAŞTIRMA, EMZİREN 12 ANNE İLE YAPILDI

Konya'da, Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Meram Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gürbilek ile Dr. Nejla Özer, emziren annelerin biyolojik sıvısında besin kaynaklı "mikroRNA" (miRNA) varlığı araştırması yaptı. Konya'da yaşayan emziren gönüllü 12 anne ile yürütülen araştırmada, tüketilen gıdaların biyokimyasal farklılıkları gözlenmeye çalışıldı. Araştırmada, bitkisel kaynaklı miRNA'ların insan hücresine intikalinden sonra DNA'nın fonksiyonuna ve karakterine etki ettiği ortaya konuldu.

GDO'LU ÜRÜN ANNE SÜTÜNDEN ÇOCUĞA GEÇİYOR

Endojen RNA'ların bitki ve hayvanlarda önemli düzenleyici role sahip olduğunu anlatan Gürbilek, genetik materyal miRNA'nın tüketilen gıdalarda olduğunu dile getirdi.

Araştırmaya 12 emziren annenin katıldığını aktaran Gürbilek, "Diyetleri, beslenmelerine ilişkin annelere neler yediğini sorduk. Soya, pirinç, elma ve buğday gibi besinlerden aldıkları miRNA'ları tespit ettik. Yaptığımız çalışmada pirinç miRNA'sı insan kanında tespit edildi. Anne sütünde de görüldü. GDO'lu bir ürünse direkt çocuğa da aktarıldığını ortaya koyduk" diye konuştu.

PARÇALANMADAN DNA'YA ETKİ EDİYOR

Prof. Dr. Mehmet Gürbilek, "Bu yaptığımız çalışmada yeni tespit edilen; bitkisel kaynaklı miRNA'ların herhangi bir yapısal bozulmaya uğramadan insan DNA'sı üzerinde pozitif veya negatif etkisi olduğunu ortaya koyduk. 'Bitkisel ve hayvansal genetik materyal miRNA, ince bağırsakta parçalanır' diye biliniyordu.

Çalışmamızda ortaya çıkan miRNA'nın parçalanmadan DNA'ya etki etmesi. Bizi heyecanlandıran kısmı bu. Bitkisel miRNA'nın insan hücresindeki DNA'da transkripsiyon üzerine etki edebileceği, bunun sonucunda bazı hastalıklarla ilişkilendirilebilecek” dedi.

Kaynak:
http://meramtip.com.tr/haber.php?id=194  

SAYGIDEĞER YÜKSEK YARGI HEYETİ

Hiçbir maddi çıkar beklemeksizin, üç beş kuruşluk tasarruflarımızla aziz milletimizi, kıymetli memleketimizi ve geleceğimizi korumak için mücadele eden bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak, zâtı âlilerinize arz etmek isteriz ki; Biz, hukukun üstünlüğüne elbette inanıyoruz. Ancak adâlet, hukukun da üstündedir. Vereceğiniz karar, milletin aleyhine de olsa hukuka olan hürmetimiz gereği kabulümüzdür. Öte yandan GDO’nun zararlarını falan da size anlatacak değiliz. Artık bunun zararlı olduğunu büyük şirketlere teslim olmuş bazı akademik çevreler dışında herkes kabul etmektedir. Talebimiz, kanuna aykırı yönetmeliğin iptalidir. Kanuna aykırı yönetmeliklere ruhsat verecek mahiyetteki kararlar vicdanları yaralamakla kalmayıp, hukuka saygıyı da bitirecektir!

 

SONUÇ VE TALEP              :  Yukarıda izah edilen ve Yüksek Mahkemece re'sen göz önüne alınacak nedenlerle:

  1. 29 Mayıs 2014 tarihli Resmi Gazete’nin 29014 sayılı nüshasında yayınlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik”in tüm maddelerinin hukuka aykırılığı nedeniyle yönetmeliğin İPTALİNE,
  2. Yargılama giderleriyle ücret-i vekâletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederiz.

 



[1] http://gidahareketi.org/--1894-haberi.aspx