Son Dakika
Perşembe, 23 Ocak 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Organ Bağışı: Ya da çıkmadık candan ümit kesmek Kemal Özer
Son Cuma Namazını Konya'da kıldım. Cuma Hutbesi'nin konusu 'organ ve kan bağışı' idi. Uzun zamandır bu konuda çalışmalar yapan biri olarak konuyu dikkatle dinledim. Namazdan sonra ise hutbenin metnini edindim ve bir kez daha okudum.

Hani cahil cesur olurmuş ya bu hutbe tam böyle ve adeta kaş yapmak için göz çıkarıyor. Bu kısa metnin neresini düzeltmeli bilmiyorum. Biz okuduk, cemaatte yedi demesinler diye birkaç bölümüne değinmemizde yarar var. Süleyman Küçük ağabeyle üç yıldır beyin ölümü ve organ nakli konusunda çalışma yapıyoruz. Hazırladığımız raporumuzu kısa süre de tamamlayarak yayınlayacağız inşaallah.

 

Hutbede yer verilen yanlışlara geçmeden önce bazı satır başlarını dikkatlerinize sunmakta yarar var.

-         Kan bağışı, vericisine zararı bir tarafa yarar sağlaması nedeniyle tartışmalı bir konu değildir. Bu konuda Efendimiz s.a.v. şu tavsiye de bulunur:

İbn Abbas r.a., Rasulullah s.a.v.'den şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Miraç gecesi, hangi melek topluluğuna rastladıysam onlar bana; “Ey Muhammed kan aldırmaya devam et ve ümmetine de bunu emret” diyorlardı” (Tirmizi Tıbb 12, İbn Mace Tıbb 20 Musnet I, 354) Bir başka Hadis-i Şerif'te Allah'ın elçisi şöyle buyurmaktadır: “Aç karınla kan aldırmak daha uygundur. Bunda şifa ve bereket vardır. Kan aldırmak aklı ve hafızayı güçlendirir.” (İbn Mace Tıbb 22)

-         Prof. Dr. Süleyman Ateş, Prof Dr Esat Coşan, Prof. Dr. Cevat Akşit, Prof. Dr. Zekeriya Beyaz: Mehmet Talu, Ekrem Doğanay, Halil Gönenç, Nurettin Boyacılar, Ömer Öngüt, Mısır Müftüsü Ali Cuma, Ayetullah M. Hüseyin Fadlallah gibi uzmanlar beyin ölümü gerçekleştiği ifade edilen kişilerden organ naklini 'cinayet' olarak telakki ederek reddetmektedirler.

-         Prof Dr Hayrettin Karaman ve Diyanet İşleri Başkanlığı ise cevaz vermektedir. 

-         Organ nakli çalışmaları genellikle İzmir merkezli yapılmaktadır.

-         Bazı ilaç firmaları yaşam destek ünitesine bağlı kimseler için, ilaç vb ürünleri üretirken bazı ilaç firmaları ise çok pahalı olan organ nakli, ilaç ve malzemelerini üretmekte, bu tür kampanyaları açıktan ve el altından finanse etmektedirler.

-         TBMM'de Temel İnsan Hakları'na aykırı ve her türlü su-istimale açık bir yasa tasarısı var. Tasarı organ bağışını, herkes için zorunlu hale getiriyor ve bağış yapma koşulu yerine bağış yapmama koşulu getirilmesini istiyor. Bu tasarıya imza atan CHP Milletvekili Ali Dinçer ise vefat etmiştir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre AK Parti Milletvekili Cevdet Erdöl bu tasarıya sahip çıkmaktadır.

-         Dünya ve ülkemizde suç olmasına karşın organ (mafyalar eliyle) ticareti yoğun bir şekilde yapılmaktadır.

 

Bu girişten sonra hutbeye dönecek olursak; hutbede organ nakli 'ölüden diriye' ve 'diriden diriye' diye ikiye ayrılıyor ve ölüden diriye organ naklinin caiz olabilmesinin şartları sıralanıyor. Bunlardan birinde 'tıbbi ve hukuki ölümün kesinleşmiş olması' şartı getiriliyor. Dinen ölüme ise hiç temas edilmemiş. Hemen şunu belirtmeliyiz ki, ölmüş kişinin göz korneası dışında hiçbir organı işe yaramaz. Hastanede ölen kimselerin ezici bir çoğunluğunun göz korneasının, çoğu kez izinsiz bir şekilde cesetten alındığı iddia edilir.

 

Kornea ile ilgili bir göz sağlığı sitesinde şu bilgiler yer alıyor; “Göz bankaları kornea dokusunu ölüden almak, uygun besleyici ortamlarda saklamak, alınan dokunun nâkile uygun olup olmadığını belirlemek ve doku nakli yapılacak merkezlere ulaştırmak ile yükümlüdür. Kornea, çeşitli nedenlerle ölen ancak korneası sağlıklı yapıda olan kişilerden alınır. Korneaların kullanılabilmesi için kişinin ölüm nedeninin bilinmesi gerekir. Kornea damarsız bir doku olduğu için kan grubu uyumu gerekli değildir. İdeal olarak ölümden sonraki ilk 12 saat içinde kornea alınır. Kornea dokusu alınır ve gözün tümünün alınması gerekmez. Bu nedenle kornea alımı, ölen kişide görünen bir değişikliğine yol açmaz. Uygun olanlar, ideal olarak 7 gün içinde bekleyen hastalara nakledilir.

 

Kişinin bir daha geri dönüşü imkânsız bir biçimde ölümü olarak ifade edilen “tam ölüm hali” ile doktorlar heyetinin tespitiyle karar verilen “beyin ölümü” nün ikisi aynı şey midir? En azından organ bağışına teşvik edilen hatta yer yer baskı altına alınan vatandaş nazarında bu iki ölüm arasında fark var mıdır?

 

Şurası kesin bir gerçek ki; beyin ölümü ile kişinin tam ölümü arasında tıbben çok farklar vardır. Tıbbın kabul ettiği tam ölüm halinde, ruh bedenden tamamen ayrılmakta, bedende canlılığa ait hiçbir emare kalmamakta ve ölüm katılığı oluşmaktadır.

 

Beyin ölümünde ise, 'ruhun bedenden ayrıldığı'na dair emareler olmadığı gibi halen bedende olduğu konusunda tartışma yoktur. Yaşam destek ünitesi de bu sebeple açık tutulmaktadır. Bu sırada vücudun travma nedeniyle bozulan organları hariç olmak üzere, tüm organlar fonksiyonlarını icra eder durumdadır. Beyin bazı fonksiyonlarını kalıcı veya geçici olarak icra edememekte veya beyin hasarı nedeniyle ancak hasarla ilgili olan organlarda sorun yaşanmaktadır o kadar. Dışarıdan verilen destekle hastanın solunumu, beslenmesi, dolaşım ve boşaltım sistemleri faaliyetlerini sürdürmekte, insan canlılığına ait tüm belirtiler ise devam etmektedir.  Bu fark öyle farktır ki gece ile gündüz kadardır ve sonuçları da elbet farklı olmalıdır.

 

Görüleceği üzere organ naklinin yapılabilmesi için, tıp açısından kalbin çalışmasını sürdürmesi yani ruhun henüz bedeni terk etmemiş olması gerekiyor. Ruh bedeni terk etmemişse, dinen de tıbben de kişi yaşamını sürdürmektedir. Ancak vücuttaki hasarlar nedeniyle tepki verememektedir. Dahası organları almak için yapılan işlemde de yaşamın sürmesi şarttır ve bu sırada da hasta destek ünitesine bağlı kalmaktadır. Bu canlı kişi normal bir kişi gibi acı çekmektedir ancak tepki verme gücüne sahip değildir. Acıyı ise canlı kimseler çeker.

 

Hazret-i Âişe r.a. vâlidemizden rivayet edildiğine göre Rasulullah s.a.v. efendimiz şöyle buyurmuşlardır; “Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir.” (Ebu Davut 3207, İbn-i Mace 1616) Ölüye bile cevaz verilmeyen muamelenin diriye yapılmasına hangi vicdan razıdır? Hutbede ölüden diriye nakil ifadesi kullanılarak olay masumlaştırılmaktadır. Halbuki ortada henüz bir ölü yoktur.

 

Hutbe'de 'diriden diriye organ nakli'nin caiz olabilmesinin şartları da sıralanıyor ve şu maddeye yer veriliyor: 'Organın alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacak olması ve bu durumun tıbbi raporla belgelendirilmesi.' Şimdi sormak gerekiyor. Kan hariç başka bir organ var mıdır ki alındığı zaman kişi yaşamını aynı kalitede sürdürebilsin? Tek böbreği alınmış insan ne kadar sağlıklıdır? Bunun takdirini sizlere bırakıyorum. Fakat yeri gelmişken şunu da belirtmekte yarar var. Bazı cerrahlarımız kesme hastalığına yakalanmış durumdalar. Birçok doktor bademcik, dalak, apandisit, safra kesesi gibi organları gereksizmiş gibi görüp tedavi etmek yerine kesip atmaktadır. İnsaf sahibi doktorlar bu yöntemin doğru olmadığını açıkça ifade edeceklerdir. Bunları gereksiz gibi görmek âcizane kanaatimce Allah c.c. “Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun ve eğlence olsun diye boşuna yaratmadık” Ayet-i Kerimesi ile çatışmaktır.

 

Hutbe “organ nakli açısından Müslüman ile gayrı Müslim, dindar ile fasık ayrımı yapılması doğru olmaz” diyerek çok ciddi bir tartışmanın fitilini de ateşliyor.

 

Bitiş cümleleri ise şöyle “Organ bağışı insanın insana yapabileceği en büyük yardımlardan biridir. Yaşatmak da yaşamak kadar güzel bir duygudur.” Acaba bu hutbeyi yazan ve camilerde irat edilmesine izin verenlerin kaçı organlarını bağışlamıştır? Bu büyük yardımı(!) yapmışlardır? Kendi tabirleri ile bu güzel duyguyu yaşamışlardır? Emin ki pek azı... Peki, yapmadığınız şeyleri niye söylersiniz?

 

Organ bağışı konusunda 'arzu edilen duyarlılık gösterilmemektedir' diyen Diyanet'e, bu hutbeyi okumayı reddetmeyen tüm imamlarınızın bu mutluluğu yaşaması için hemen birer organ bağışı kampanyası yapın demiyorum. MGK'dan karar çıkartıp zorla yapmalarından ve imamlarımızın ezici bir çoğunluğunun da buna itaat etmesinden korkarım.


Hutbenin yazarı hukuki ölümden de söz ediyor. Yazarımız keşke 'hukuken ölüm' tabirini kullandığı metnini yazmadan; hukuken ölümün olabilmesi için kişinin defnedilip, veraset ilamının çıkarılarak, nüfus kaydının düşülmesi gerektiğini bir araştırsaydı. Tıbben ölüm için yaşam fonksiyonlarının tümüyle sona ermesi gerektiğini ve de dinen ölüm sayılabilmesi için ruhun bedeni terk etmesi gerektiğini bilseydi acaba bu hutbeyi yazabilir miydi?

 

Ne dinen ne tıbben ne de hukuken 'beyin ölümü' mutlak ölüm ['le aynı] değildir. Yakınlarının rızası ile olsa bile bugün organ nakli canlının kesilerek organlarının zorla alınmasıdır. Yani 'çıkmadık candan ümit kesmektir. Çünkü organlarını bağışlamadığı için yaşam destek ünitesinden çıkarılan, normal hayatını sürdüren ülkemizde ve dünyada binlerce örnek var. [Sayılamayacak kadar çok örnekten birkaçı: Ölecek deyip fişini çektiler ölmedi. Organları alınırken hayata döndü, Öldü diye fişi çekildi 10 dakika sonra gözünü açtı!..] Üstelik yirmi yıldan fazla yaşayanlar bile varken, bu ümidi kesmek isyan ve tuğyandır. Hele bu kampanyaları düzenleyenlerin kimliklerine bakınca, insan çok ayrı bir dünyaya yolculuk ediyor. 

 

Buradan ilan ediyorum ki: Bana organ gerekirse beyin ölümü gerçekleşmiş birinin organını kimse bana takmasın. Benim beyin ölümüm gerçekleşirse organlarımı kimseye bağışlamıyorum. Kim aksini yaparak organlarımı alırsa, ondan hem bu dünyada hem de ahirette davacıyım. O kişinin cinayetten yargılanması için şimdiden suç duyurusu hakkımı kullanıyorum.

 

Hepimizin bu duruma düşmemesini dilerken, kardeşimiz Hayam Nur (Deadly Kristin)'a aramıza hoş geldin diyorum. Biz insanlara örnek olamadık inşaallah sen olursun…

 

Ziyaretçi Yorumları (Toplam 1 yorum)
  • nadir kahraman
    Allah razı olsun
    Memlekette gerçekleri çekinmeden söyleyen insanlar da varmış.Elhamdulıllah
    14.01.2010 17:04:28
16.06.2008 Bu yazi 6109 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri