Son Dakika
Cumartesi, 7 Aralık 2019 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Sağlığımız da dere yatağında Prof Ahmet R Küçükusta
Bundan 35 sene önce, biz öğrenciyken de tıp eğitiminin pek çok sorunu vardı; bugün de var ve şüphesiz yarın da olacak. Üstelik bilginin artık arkasından yetişilmesi imkânsız bir şekilde çoğaldığı çağımızda bu sorunlar her geçen gün daha da artıracak.

Tabii bir de bunun sadece bizim değil tüm dünyanın çözmeye uğraştığı bir mesele olduğunu da unutmamak lâzım.

Tıp eğitiminin bazısı bilgi ve teknolojideki inanılmaz ilerlemelerden, bazısı tıbbın materyalistleşmesinden, bazısı ilaç endüstrisinden, bazısı sağlık politikalarındaki popülist uygulamalar ve yanlışlardan ve daha pek çok başka sebepten kaynaklanan aksaklıkları var. En önemlisi de tıbbın bir bilim olduğu kadar sanat olduğunun, tıbbın ancak hoca-talebe ‘usta-çırak’ ilişkisi ile öğrenilebileceğinin ihmal edilmesi, hatta hiç dikkate alınmaması.

Türkiye’ de tıp eğitimi konusunda bize özgü yanlışları, eksiklikleri ve aksaklıkları ve bunlarla ilgili çözüm tavsiyelerimi birçok kereler gazetelerde, dergilerde ve internet sitelerindeki yazılarımda dile getirdim.

Dün medimagazin adresindeki internet sitesinde tıp fakültesinden bu sene mezun olan genç bir doktorun ‘feryadını’ okuyunca konuyu yeniden ele almak istedim.

Genç meslektaşım bakın neler söylüyor:

‘’Ben şunu gördüm ki, sizler beni doktor ilan ettiniz ama ben doktor değilim, sadece tıp bilgilerini yarım yamalak kafasında oturtmuş, TUS’ a çalışırken elinin altında çoktan seçmeli bir soru değil bir insan olduğunu unutmuş, hastanenin iş yükü hafiflesin diye her türlü ayak işine koşarken sadece birkaç ay sonra kendi başına kalacağını ve doktor olacağını görmemiş ve ne kadar yetersiz olduğunu bildiği halde buna isyan etmemiş ve sözlü sınavlarda aldığı şişirilmiş notların büyüsüyle kendisini gerçekten doktor sanan birisiymişim.

Ne yazık ki artık yanılgıların geri dönüşü yok, tıp fakültesini iyi bir derece ile bitiren, klinik ve pratik anlamda etrafımdaki birçok arkadaşımdan hep daha iyi olduğu söylenen bir öğrenciydim ve o kapıdan elinde diploma ile gönderdiğiniz, annemi babamı kardeşimi ve çocuğumu emanet ettiğiniz ‘’hekim’’ arkadaşlarımdan ve en çok da kendimden korkuyorum. Durum tahmin ettiğinizden de vahim çünkü.’’

Akdeniz Üniversitesi Tıp fakültesinden bu sene mezun olan doktorlar arasında yapılan bir ankette 'Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne babanızı emanet eder misiniz?' sorusuna sadece yüzde birinin ‘evet’ dediğini de hatırlatmak isterim

SORUN HEKİM AZLIĞI DEĞİL

Sağlık Bakanımız ülkemizdeki sağlık sorunlarının en önemli sebeplerinin başında hep hekim azlığını gösteriyor. Avrupa ülkelerinden bizdeki durumun ne kadar feci olduğunu gösteren çarpıcı örnekler veriyor.

Söylediği yanlış değil. Elbette, kaç kişiye kaç doktor düştüğü önemlidir, ama ondan daha önemlisi doktorun kalitesidir! Ülkemizde öncelikle halledilmesi gereken sorun doktor eksikliği değil, doktor ve öğretim üyesi dağılımındaki dengesizlik ve tıp eğitimindeki yanlışlardır.

Büyük şehirlerimizdeki tıp fakültelerinde neredeyse hastadan, asistandan çok öğretim üyesi varken ve bunların birçoğunun ayda birkaç saat ders anlatmak dışında eğitime hiçbir katkıları yokken, yeni açılan tıp fakültelerinde ise öğretim üyeleri mumla aranmaktadır.

GELELİM NETİCEYE

Bir taraftan mevcut fakültelerin kontenjanları artırılıyor bir taraftan öğretim üyesi, laboratuarı, alt yapısı olmayan ‘tabela tıp fakülteleri’ açılıyor. Uzman sayısını artırmak için de uzmanlık süreleri kısaltılıyor.

Müjdeler olsun ki, yakın gelecekte bizde de kişi başına düşen doktor sayısı, elinde kapı gibi diploması olan ama ‘tansiyon ölçmeyi ve iğne yapmayı bile bilmeyen binlerce doktorumuz’ sayesinde Avrupa ülkeleri seviyesine gelecek.

 Sağlığımız, kafaları işlerine yaramayacak teorik bilgilerle dolu, ama pratisyen hekimliğin gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip olmayan doktor yetiştiren tıp fakültelerine ve ‘Doktor sayısını artırırsak bu iş hallolur’ görüşünde ısrar eden Sağlık bakanımıza emanet.

Hepimize şimdiden büyük geçmiş olsun.

01.10.2009 Bu yazi 3252 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri