Son Dakika
Çarşamba, 8 Eylül 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Sınırda organik tarım olur mu? Prof Tayfun Özkaya
Organik tarım bazılarınca mayınlı arazi konusunda saf insanları bir yere götürecek bir elmalı şeker olarak kullanılmak isteniyor. Sınır yerli veya yabancı tek bir şirkete verildiğinde bu alandaki hukuki durum hiç düşünülüyor mu?

Mayınlı arazi+Organik Tarım= Elmalı Şeker

Organik tarım bazılarınca mayınlı arazi konusunda saf insanları bir yere götürecek bir elmalı şeker olarak kullanılmak isteniyor. Sınır yerli veya yabancı tek bir şirkete verildiğinde bu alandaki hukuki durum hiç düşünülüyor mu? Bu alanda yabancı istihbarat örgütleri hatta ordularının depolar, Guantanamo benzeri hapishaneler kurmayacağını nasıl garanti edeceksiniz? Prof. Dr. Tayfun Özkaya anlatıyor.

Ülkenin her yerinde bu tarım sistemi büyük bir hız kazandı da sıra mayınlı arazilere mi geldi? Organik tarıma karşı olduğum zannedilmesin. Ancak bu olayda organik tarımın bir halkla ilişkiler aracı olarak kullanıldığını düşünüyorum. Organik tarım bazılarınca mayınlı arazi konusunda saf insanları bir yere götürecek bir elmalı şeker olarak kullanılmak isteniyor.

Dünyada organik ürüne talep var mı? Var. İhracata ihtiyacımız var mı? Var. Niye karşı çıkıyorsunuz diye soracakları kesin. Aynı halkla ilişkiler taktiği tohum yasası meclisten geçerken de yapılmış idi. Tohum yasası Avrupa Birliği uyum yasaları içine atılmış idi. Avrupa Birliği bizden böyle bir şey istememiş idi. Ama olsun. Böylelikle daha kolay meclisten geçeceği bazılarınca düşünülmüş olmalı. İtiraz edenlere Avrupa Birliğine niye karşı çıkıyorsun diye sormak daha kolaydı. Şimdi de bazılarınca böyle düşünülmüş olmasın. “Organik tarıma, ihracata karşı mısınız?” sorusu konuyu başka yönlere çekmek için iyi bir taktik de olabilir pekâlâ. Sorun burada organik tarım yapıp yapmamak değildir. Bazılarınca saplantı haline gelmiş tek amaç bu arazilerin yerli veya yabancı bir veya birkaç şirkete verilmesidir. Biz diyoruz ki Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olmak koşuluyla Türk, Kürt, Arap, Süryani hatta varsa Ermeni ve Musevi topraksız veya az topraklılara bu alanda toprak verilsin. Ziraat Mühendisleri Odası bu şekilde 2881 aileye toprak verilebileceği ve 14 405 kişiye iş bulunabileceğini saptamış. Bu kadar arazi üstelik de 49 yıl gibi uzun bir süre için sahibi ister vatandaşımız isterse yabancı (Yahudi veya Alman fark etmez) olsun bir şirketin hegemonyasına bırakılmasın. Bu sorunun etnik sorunlarla en ufak bir ilgisi yoktur. Sorun en çok sayıda yoksul vatandaşımızın bundan yararlanıp yararlanmayacağıdır. Süreyi on yıla veya beş yıla indirmek de sorunu çözmemektedir.

Bir kere bu alanın birçok yerinde organik tarım yapılması mümkün olmayabilir. Çünkü komşunuz bol bol tarım ilacı kullanıyorsa siz isteseniz bile organik tarım için sertifika alamazsınız. Alanın genişliği birçok yerde 250 metre değil mi? Arazinin kuzeyinde vatandaşlarımız güneyinde Suriye’liler ilaçlı, kimyasal gübreli tarım yapmaktadırlar. Organik tarım yapacağınız alan için ilaç kullanılmayan yeterli tampon şerit bazı yerlerde bulunamayabilecektir. Mayınlardan toprağa bunca yıl kimyasal maddeler sızıp sızmadığı da araştırılmalı.   

Diğer yandan tek bir şirketin (yerli veya yabancı) organik tarım yapmasının çevresel, ekonomik ve sosyal yönlerden yaratacağı zararlar da düşünülmeli. Şirket işgücü masrafını en aza indirmek isteyecektir. Bu nedenle çoğunlukla tek bir ürünü geniş alanlar halinde ekip, makineleri daha çok kullanmak isteyecektir.  Buna monokültür diyoruz. Bu şirket üretim sırasında çoğu dışarıdan ithal edilen organik ilaç ve gübreler kullanacaktır. İthalat artacaktır. Bütün bunları yaptığınızda bu da doğaya düşman bir üretim sistemi olacaktır. Böyle büyük işletmeler halinde, çoğu zaman tek ürüne ve dışarıdan alınan girdilere dayalı tarım sistemine “endüstriyel organik tarım” denmektedir. Bunun ekolojik yani çevreye dost olmayacağı açıktır. Biyoçeşitlilik azalacaktır. Bu yapı sosyal açıdan da hastalıklı olacaktır. Bunu tartışmak bile gereksiz. Kendi topraklarında çalışacak 15 bin köylü yerine, olsa olsa düşük ücretle çalışacak 3–4 bin kişiye iş bulunmuş olacaktır. Yeni ağa çok uluslu bir şirket olacaktır muhtemelen. Hâlbuki topraksız veya az topraklı 15 bin köylü bu alanda mutlaka organik olmasa bile daha çok doğa ile dost tarım yapacaktır. Ürün sayıları çok olacak (polikültür), yerel girdiler ve bol işgücü kullanacaklardır. Bu üreticileri kooperatiflerle desteklerseniz verimlilikleri şirketten çok daha yüksek olacaktır.

Organik tarımı geliştirmek istiyorsanız bütün bir vatan toprağı bizi bekliyor. Ancak organik tarımın da güçlü şirketlerin denetimine girdiğini biliyoruz. Organik tarım dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yolundan saptırılmıştır. Tekelleşme olmuş, şirketler ürüne konvansiyonel ürün fiyatına çok yakın fiyatlar vermeye başlamışlardır. Girdiler bu alanda da sanayileşmiştir. Bu alanda büyük atılımlara ihtiyaç vardır. Çabalar ise ya çok yetersiz ya da büyük şirketlerin çıkarlarına paraleldir. Tarım açısından yapılacak devasa işler varken, tarım bakanlığı durmadan küçülme peşindedir.

Sınır yerli veya yabancı tek bir şirkete verildiğinde bu alandaki hukuki durum hiç düşünülüyor mu? Bu alanda yabancı istihbarat örgütleri hatta ordularının depolar, Guantanamo benzeri hapishaneler kurmayacağını nasıl garanti edeceksiniz? Bu arazide çıkacak her problem anında uluslar arası hukukun dolayısıyla yabancı ülkelerin etki alanına girecektir.

En güzeli bu arazinin temizlendikten sonra topraksız ve az topraklı köylülere verilmesidir. Mümkünse bir kısmı organik tarım, bazıları da düşük düzeyde sanayi girdisi kullanarak sürdürülebilir tarım yapar.

27.05.2009 Bu yazi 737 defa okundu
Tarım Bakanlığı'nı...




 
  • Kaya tuzunun sihirli gücü
    "Tuz kalitesine miktarına dikkat edilmek şartı ile düşmanımız değil tam tersine kadim dostumuz. Tuz hayatın vazgeçilmez unsuru, çünkü onsuz hayat mümkün değil..." 31 Ağustos 2010 11:40 font boyutu küçülsün büyüsün
  • ‘ABD elçisi beni tehdit etti’
    Eski Tarım ve Köy İşleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, timeturk.com’dan Kemal Özer’e çarpıcı açıklamalar…
  • GDO: Çağdaş Esaret
    Bu bir beslenme kitabı değil, karşı olup olmamakla ilgili bir mesele de değil! Bu kitap geleceğimizi ipotek altına sokmaya çalışanlara bir başkaldırıdır. Tohumumuza el konulduğu zaman biz köleyiz. Bu yüzden 'çağdaş esaret'"
  • Rafine şeker zehir, doğal şeker şifa
    Gerçek ortaya çıkıyor! Doğru ile yanlış birbirinden ayrılıyor... Rafine şekeri yersen, doğal şekeri yemzesen hastalıklar başlıyor. Peki, ama nasıl? Prof. Dr. Ayten Altıntaş iyilikgüzellik'in sorularını cevapladı.
  • Sabancı, derdine çareyi buldu
    Özdemir Sabancı'nın gelini, Demir Sabancı'nın eşi Aslıhan Koruyan Sabancı, 4 yıl önce 77 besine duyarlılığı olduğunu öğrenince, ülkemizde bugüne kadar yapılmayan bir kitaba imza attı. "Glütensiz Gurme Lezzetler" adlı çalışma, çölyak hastalarına ve besin duyarlılığı olanlara tatsız tuzsuz değil, tam gurmelere layık 170 lezzetli tarif sunuyor.
  • Kapitalizm, Deccal gibi
    "Deccal Tabakta" isimli kitabıyla gündeme gelen gazeteci-yazar Kemal Özer, GDO’ların ardındaki şirketlerin dünya hâkimiyeti peşinde koşarak ve ırk arındırma anlayışıyla Deccal gibi davrandıklarını söylüyor. Ancak peşinde koşulan amacın gerçekleşemeyeceğini hesap üstünde bir hesap olduğunu da belirtiyor.
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri