Son Dakika
Cuma, 12 Mart 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Tıp eğitimi yoğun bakımda Prof Ahmet R Küçükusta
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi 2008-2009 dönem birincisi Dr. Tuğba Akın mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada tıp eğitimi ile ilgili acı gerçekleri şu sözlerle dile getirmiş:

‘’Bizler siyasi dengeleri hala oturmamış, sağlık politikalarının sürekli değişiyor olduğu ve hekimine gereken değer ve imkânın verilmediği bir ülkede yaşıyoruz.

Aramızda bir anket yaptık. İntern hekimlerin birçoğu kendini birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışmak için yetersiz hissediyor. Birincil amacın pratisyen hekim yetiştirmek olduğu fakültemizde bu durumda amaç ile sonuç birbirine uymamaktadır.

Anketteki sorularından biri de şuydu: 'Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne babanızı emanet eder misiniz?' Çıkan sonuç aslında çok vahim. Sadece yüzde birimiz ailemizi tam güvenerek, aynı dönemde mezun olduğumuz hekim arkadaşına emanet ediyor.

Bu fakültenin öncelikli amacı hekim yetiştirmek değil midir? O zaman neden bazı polikliniklerde hiç hoca görmeden, sabahtan akşama kadar sadece asistan hekimlerle hasta bakıyoruz? Neden bazı bölümlerde öğrenci pratiklerini öğretim üyeleri yerine asistanlar yaptırıyor?’’

Genç meslektaşım sözlerinde çok haklı. ‘Öğrenciler olmasaydı tıbbiyeyi ne güzel idare ederdik’ felsefesi ile eğitim yapılan tıp fakültelerinden başka ne beklenebilir ki?

Tıp fakültelerinin liseden farkı kalmadı

30 yıldan fazla süreden beri öğrenci, asistan, uzman ve öğretim üyesi olarak tıbbın içindeyim.

Tıp eğitiminin her geçen gün kötüye gittiğini görüyor ve geleceğimiz adına endişe duyuyorum.

Halen uygulanmakta olan eğitimin tek yararı var, o da tıp fakültesini bitirenlere TUS sınavına girme hakkını vermesi. Çünkü ezbere dayalı bu eğitim, ne pratisyen ne uzman doktor yetiştirmeye, ne de TUS sınavlarına öğrenci hazırlamaya uygun.

Meslek liselerinden bir farkı kalmayan tıp fakültelerine giren bir öğrenci daha ilk yılından itibaren uzman olmayı amaçlamakta ve tüm çabasını sadece TUS’u kazanmaya harcamaktadır.

Oysa ülkemizde doktorların en fazla %10’ unun uzman olabilme şansı vardır.

Eğitimdeki bu yanlış nedeniyle, kafaları işlerine yaramayacak teorik bilgilerle dolu, ama pratisyen hekimliğin gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip olmayan, ‘tansiyon ölçmeyi ve iğne yapmayı bile bilmeyen doktorlar’ yetişmektedir, çünkü tıp sadece kitaptan okuyarak değil, mutlaka pratik uygulamalarla ve usta-çırak ilişkisi ile öğrenilmesi gereken bir bilimdir.

Öğretim üyelerinin sorumluluğu çok fazla

Eğitimin kalitesizliğinde öğretim üyelerinin de önemli sorumlulukları var. Tıp sadece okuyarak değil, mutlaka pratik uygulamalarla ve usta-çırak ilişkisi ile öğrenilmesi gereken bir bilim olmasına rağmen hocasının yüzünü bile göremeden mezun olan öğrencilerin sayısı her geçen gün artmaktadır.

Özellikle klinik dallardaki öğretim üyeleri için öğrenci ile uğraşmak tamamen bir angarya haline gelmiştir. İşini bilen öğretim üyeleri, öğrencilere ayıracakları zamanda hasta bakıp para kazanmayı, bilimsel yayın hazırlayıp akademik puanlarını yükseltmeyi, kongrelere katılıp bilgi ve görgülerini artırmayı (!) veya ilaç firmalarının gönlünü hoş tutacak aktivitelerde bulunmayı tercih etmektedirler.

Öğretim üyelerinin giderek özelleşmeleri de eğitimi olumsuz etkilemektedir. Çok spesifik konularla uğraşan öğretim üyeleri için öğrencilere temel bilgileri öğretmek çok can sıkıcı bir durum haline gelmiştir.

Çözüm önerileri

Tıp eğitiminin verimli olabilmesi için mutlaka yeniden yapılandırılması gerekiyor.

Kaliteli doktor yetiştirmenin birinci şartı, tıp fakültesine giren öğrencilerin pratisyen mi yoksa bir dalda uzman mı olacaklarının önceden, mesela ya daha fakülteye girerken veya 3 yıllık temel eğitimden sonra, belirlenmesi ve eğitimlerinin buna göre farklı olmasıdır.

Pratisyen olacaklara, uygulamaya ağırlık veren bir eğitim verilmeli ve bu doktorlar erişkin ve çocuk, dâhili veya cerrahi tüm hastalıkları pratikte önemli yönleriyle bilmeli, temel girişimleri ve temel tanı yöntemlerini çok iyi öğrenmeli ve yorumlayabilmeli ve özellikle de acil durumlarda uygulanması gereken tedavileri tam ve doğru olarak yapabilmelidir.

Öğretim üyeliği sözleşmeli olmalı, kimse devlet memurluğu kalkanının arkasına saklanmamalıdır. Üniversitelerde eğitimle ilgilenen özel öğretim üyeleri olmalı, bunlara anlattıkları ders ve yaptırdıkları pratik uygulamalara göre ücret ödenmeli ve yurt dışında bazı üniversitelerde olduğu gibi, öğrenciler öğretim üyelerine puan vermeli ve bu puanlar eğitimcilerin sözleşmesinin yenilenmesinde etkili olmalıdır.

30.06.2009 Bu yazi 177 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4
Tarım Bakanı'nın GDO konusundaki açıklamaları inandırıcı mı?


 
  • Neden cam şişeden su içemiyoruz?
    "Plastik kartelleri nereye dayanıyor, petrol kartelelerinin politikasına uygun olarak, gidip plastik şişelerden su içiyoruz." Prof. Dr. İlhan Talınlı anlatıyor...
  • Türkiye’de ‘Helâl Gıda’ sertifikasının olmaması büyük kayıp
    Helâl Sertifikalı et, süt ve sair mamuller hakkında deteylı bilgiler veriyor. Ve Türkiye’nin “Helâl Gıda Sertifikası” uygulamasına girmemesini bir garabet, hatta bir ihanet olarak vasıflandırıyor.
  • Jeopolitik bir silah olarak TOHUM...
    Obama projesinin arkasında duran elitlerle Bush'u başa getirenlerin aynı çevreler olduğu unutulmamalı.
  • “Televizyonu kapat, hayatı aç”
    "Öncelikle bizim televizyonlarımız çok fazla çöplük üretiyor. Gençleri ve çocukları yüzeysel, gelip - geçici, anlık hazza dönük programlarla oyalıyorlar, avutuyorlar."
  • Gıda politikaları geleceğimizin garantisidir
    96 yılında farklı ürünlerde, Mısır, Soya, Kanola ve zaman içinde de pamukta bu teknoloji uygulanmaya başlandı. Üretici firmaların savunma noktası, bu çeşit üretimin gıda açlıklarına çözüm olacağıydı.
  • Teslim bayrağı mı çekiliyor!
    "Bugün Türkiye’de 26 Ekim’de yürürlüğe giren yönetmeliğin her yeri skandalla dolu. Aslında bu bir teslim bayrağını çekme yönetmeliğidir." İşte GDO Yönetmeliğine karşı Danıştay'a dava açan Kemal Özer'in açıklamaları...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri