Son Dakika
Cuma, 3 Eylül 2010 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Ya senedi imzala ya da öl Kemal Özer
Darbeler anayasasına göre Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Özellikle tuzu kuru materyalist çevreler ‘demokratik, sosyal bir hukuk devleti’ kısmı görmeme konusunda ısrarcıdırlar.

Laiklik bu çevrelerin kendileri gibi düşünmeyen özellikle mütedeyyinler için kullandıkları bir silahtır. Çoğu kez bu silahı, irtica adlı çirkin yafta üzerinden Allah c.c. tarafından doğuştan bahşedilen ve değiştirilemez temel hakların tümünü yok sayma uğruna kullanmaktan çekinmemektedirler.

 

Laikçi kesimin ezici çoğunluğu, söz dine geldiği zaman sürekli olarak “Müslüman” olduklarını dillendirseler de üzerlerinde din adına hiçbir emare görmek çoğu kez mümkün değildir.

 

Bu çevreleri laikliği kullanırken de asla samimi olarak göremezsiniz. Çünkü bu ülkenin tek sorunu 'laiklik' değildir. Kaldı ki toplumun sorunu, laiklik değil “adâlet”tir.

 

Seçkinci kesim ve iktidar sahipleri adâleti, çoğu kez sadece kendileri için isteye gelmişlerdir. Kendileri devletin tüm imkânlarından sınırsız şekilde yararlanırken, devlete o imkânı sağlayan insanlar ise hep horlana gelmiştir.

 

Anayasasında sosyal devlet yazan bu ülkenin hastane odaları, daha düne kadar ücretini ödeyemediği için rehin tutulan hastalarla dolu idi. Yüzüne bile bakmadan reçete yazan doktorlar, ilacını almak için günlerce ilaç kuyruklarında çile dolduran insanlar... Şükür bunların çoğu artık yok. Ama hâlâ devam eden yığınla sorunu var bu ülkenin.

 

Hâlâ hastasından bıçak parası isteyen birçok doktor görev başında... Çoğu hasta yakını hastasının sorun yaşamasından korktuğu için bu zulme rıza göstererek dilsiz şeytan olmaya da râzı durumda. Bıçak parası vermediği takdirde cerrahın tedavi etmeyeceği yahut öldürebileceği endişesi, hâlâ yaygın bir kanaat...

 

Hekimini seçebiliyor ama o doktorların çoğu 'performans' adlı kazanç kapısı nedeniyle hâlâ hasta reçeteye mahkûm. Hoş hasta da reçetesine çok ilaç (zehir) yazılmasından çok mutlu

 

Uğrunda canını verdiği devleti bugüne kadar ona hep gölge olmuş. Bu gölgenin bir ihsana dönüşmesi için yani “sosyal devlet” ilkesinin tecellisi için atılan adımlarsa bürokratik engellere takılıyor.

 

Sosyal devlet olmaya çabalayan devlet, 2000'de Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'ni yayınlar. Bu adım 2004 ve 2007'de daha da geliştirilir. Lakin bu ülkede hukuk, adâletin tecellisi için değil, Resmi Gazetede yayınlanıp raflarda tozlanması için vardır.

 

Burası garip bir ülke ve bürokrasisi de tıpkı ülkesi gibidir bu ülkenin. Ülkenin her yeri kraldan çok kralcılarla doludur. Hukuku, amirinin emrinden ibaret sanan robot insan modeli; ölüm kalım mücadelesi veren diğer insana “ya senedi imzala ya da öl” demeye devam ediyor.

 

Söz konusu Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin 37 maddesi, acil ambulans ve ambulansta acil sağlık hizmeti ile hastane acil servislerinde sunulan acil sağlık hizmetleri bedellerinin tahsilini düzenlemektedir.

 

Bugün 112 acil servis hizmetlerinin ücretsiz sunumu konusunda hemen hiçbir sorun yaşanmazken acil servislere “112 acil” yardımı ile yahut kendi imkânları ile ulaşan hasta yahut hasta yakınlarının önüne yasak olduğu halde ya senet ya ölüm seçeneği sunulmaktadır.

 

Yönetmelik, ister 112 acil hizmetleri olsun ister yataklı tedavi kuruluşlarında verilen her türlü acil sağlık hizmetlerinin sunumu olsun, hasta yahut yakınına hiçbir bedel veya belge talebinde bulunulmadan tedavisinin yapılmasını emretmektedir.

 

Tedavisi tamamlanan hastaya;

  1. Sağlık giderlerinin karşılayacak bir sağlık güvencesi olup olmadığı,
  2. Sağlık güvencesi yok ise tedavi giderlerini ödemeye gücü olup olmadığı şeklinde iki seçenek sunması gerekmektedir.

 

Hatta bu bilgilerin mutlaka başta acil servisler olmak üzere, hastanenin salonlarına levha olarak asılması gerektiği halde ne acıdır ki hemen hiçbir hastanede bu uygulanmamaktadır.

 

Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin “Acil sağlık hizmeti kapsamında hastane öncesi ve hastaneler arası hasta nakil hizmetleri sırasında sunulan hizmetlerin bedeli, bağlı olduğu döner sermaye saymanlığı tarafından hastaların bağlı oldukları resmi veya özel sosyal güvenlik kuruluşlarına tahakkuk ettirilir ve tahsil edilir. Sosyal güvencesi olmayıp ödeme gücü olmayanlardan ücret talep edilmez” hükmüm uygulanmasında çıkan sorunlar üzerine;

 

a) Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’nün “Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumu” 25.06.2008 tarih ve 13 sayılı genelgesi,

 

b) Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün 25.06.2008 tarih ve 10850 sayılı yazısı ile genelgenin duyurulması yazısı,

 

c) Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün Valiliklere gönderdiği 02.01.2009 tarih ve 142 sayılı “Acil Sağlık Hizmetleri’nin Sunumu” konulu genelgesi ile uygulama sorunu giderilmeye çalışılmaktadır.

 

Bu kadar çabaya rağmen, toplumun bu yasal hakkı hemen hiçbir hastane tarafından tanınmamakta ve hemen hiçbir hastane mevzuat hükümlerini uygulamamaktadır.  Yaşanan acı olaylar bir hukuk ihlali yapıldığı gösteriyor. Bu zulmü bizzat yaptığımız müşahedelerde gözlemle imkânı buldum.

 

SSK'lılar ve Bağkur'a borcu olan hastalarda yararlanabilir mi?

 

Özellikle kriz dönemlerinde yaşanan bir başka sorunda Bağkurluların sağlık hizmetinden yararlanma sorunudur. Koca koca fabrikaları olanlarda küçük bir işletmesi olanda biriken ödemelerden Bağkur primine sıra getirememektedir. Sağlık primi faizi ile büyürken sağlık hizmetinden ise bir türlü yararlandırılmamaktadır.

 

Sağlık Bakanlığı “SSK ve Bağ-Kur Mensupları İle İsteğe Bağlı Sigortalılara Yeşil Kart Verilmesi” konusunda 2004'de bir genelge yayınlar ve tüm valililere gönderir. Genelge;

a) Sağlık hizmetinden yararlanmayan isteğe bağlı sigortalılara;


b) Prim borçlarından nedeniyle sağlık yardımı alamayan Bağ-Kur mensupları
ile sağlık hizmeti için prim gün sayısı yeterli olmayan SSK'lılara;


c) Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan kimselere yeşil kart verilmesi ve herhangi bir hastaya acil veya normal hastalığında ücretsiz tedavi hizmeti sunulmasını öngörmektedir.

 

Söz konusu acil servis ve tedavi hakkı Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerin yanı sıra, askeri hastaneler, üniversite hastaneleri ve de özel hastanelerinin tümü için geçerlidir.

 

Ancak elimdeki belge ve bilgiler bütün bu yönetmelik ve genelgelerin hiçbir anlam ifade etmediğini gösteriyor. Tüm hastaneler Başbakan'dan ve medyadan çekindikleri için hastaları rehin almamakla birlikte, her hastaya ister ilk girişte zorla senet imzalatmaktadır. Tedavisine başlanması nedeniyle hasta yahut hasta yakını buna mecbur bırakılmaktadır.

 

Hasta taburcu edilirken bedelini ödeyememiş ise ilave olarak “taahhütname” adında (Türk Ceza Kanunu ile tehdit edilen) belgeler imzalatılmaktadır. Bununla da yetinmeyen hastaneler, hastanın kimliğine el koyarak büyük bir ihlale imza atmaktadırlar.

 

Birçok hastane yetkilisi ile yaptığım görüşmelerde mevzuatın tümünde haberdar oldukları halde yönetmelik ve genelgeleri kasten uygulamadıkları görülmektedir. Bazıları ise uygulamalarının mevzuat yönünde olduğunu iddia ederek gerçek dışı beyanlarda bulunmaktan bile kaçınmamaktadırlar.

 

Hasta ve hasta yakınına düşen görevler

 

Şayet hasta ve hasta yakının bir sosyal güvencesi yok ise, sosyal güvencesi var ama sağlık giderlerini karşılayamıyorsa, sosyal güvencesi var ama pirim borcu nedeniyle sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorsa, buna karşılık ister acil durumlarda olsun ister normal durumlarda tedavi giderlerini karşılayacak imkânı yok yahut da karşılaması durumunda sıkıntıya girecek ise kendisi yeşil kart talep edebileceği gibi söz konusu hizmetlerin bedelinin Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü'nce karşılanmasını da isteme hakkına her zaman sahiptir ve bu hakkını kullanmalıdır.

 

Kendisine yapılan her türlü haksızlık için Alo 150 ile Valilik İnsan Hakları Kurulları'na ve Sağlık Bakanlığı'na (Alo 184) şikâyetini iletmelidir. Bir hak sahip çıkılmadıkça hak değildir.

 

 

28.02.2009 Bu yazi 635 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Tarım Bakanlığı'nı...




 
  • Kaya tuzunun sihirli gücü
    "Tuz kalitesine miktarına dikkat edilmek şartı ile düşmanımız değil tam tersine kadim dostumuz. Tuz hayatın vazgeçilmez unsuru, çünkü onsuz hayat mümkün değil..." 31 Ağustos 2010 11:40 font boyutu küçülsün büyüsün
  • ‘ABD elçisi beni tehdit etti’
    Eski Tarım ve Köy İşleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, timeturk.com’dan Kemal Özer’e çarpıcı açıklamalar…
  • GDO: Çağdaş Esaret
    Bu bir beslenme kitabı değil, karşı olup olmamakla ilgili bir mesele de değil! Bu kitap geleceğimizi ipotek altına sokmaya çalışanlara bir başkaldırıdır. Tohumumuza el konulduğu zaman biz köleyiz. Bu yüzden 'çağdaş esaret'"
  • Rafine şeker zehir, doğal şeker şifa
    Gerçek ortaya çıkıyor! Doğru ile yanlış birbirinden ayrılıyor... Rafine şekeri yersen, doğal şekeri yemzesen hastalıklar başlıyor. Peki, ama nasıl? Prof. Dr. Ayten Altıntaş iyilikgüzellik'in sorularını cevapladı.
  • Sabancı, derdine çareyi buldu
    Özdemir Sabancı'nın gelini, Demir Sabancı'nın eşi Aslıhan Koruyan Sabancı, 4 yıl önce 77 besine duyarlılığı olduğunu öğrenince, ülkemizde bugüne kadar yapılmayan bir kitaba imza attı. "Glütensiz Gurme Lezzetler" adlı çalışma, çölyak hastalarına ve besin duyarlılığı olanlara tatsız tuzsuz değil, tam gurmelere layık 170 lezzetli tarif sunuyor.
  • Kapitalizm, Deccal gibi
    "Deccal Tabakta" isimli kitabıyla gündeme gelen gazeteci-yazar Kemal Özer, GDO’ların ardındaki şirketlerin dünya hâkimiyeti peşinde koşarak ve ırk arındırma anlayışıyla Deccal gibi davrandıklarını söylüyor. Ancak peşinde koşulan amacın gerçekleşemeyeceğini hesap üstünde bir hesap olduğunu da belirtiyor.
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri