Son Dakika
Perşembe, 30 Mart 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Yiyeceklerde helal ve haram olanlar

“Ey iman edenler! (Allah’a iman akdinizin gereğini ve insanlarla yaptığınız) sözleşmeleri yerine getirin. İhramda iken avlanmak helal değildir. Ancak (aşağıda haram olduğu) bildirilenler dışındaki ehlî (kurbanlık) hayvanlar (deve, sığır, koyun vb.), size helal kılındı. Allah dilediğine hükmeder. (Sözleşme, toplumda sosyal ve hukûkî bir konudur. Devletler, hükümetler ve halk birbirlerine hak ve vazifeleri bakımından bir sözleşme içindedirler. Ancak, Allah’ın emrine uygun olarak bu yerine getirilmekle toplumda sosyallik, hukûkîlik ve yükselme olur. Aynı zamanda Allah’a iman etmek de O’nunla yapılan bir sözleşme (akit)dir. Buna bağlılık da O’nun emirlerine/Kur’an’ın hükümlerine bağlılıkla olur.) (Maide Suresi 1)

 

Ey iman edenler! Allah’ın şiarlarına (dînin esaslarına, alametlerine, hac için koyduğu emir ve yasaklarına, yapılması gereken şeylere ve) haram aya, gönderilen kurbana, gerdanlara/gerdanlık takılanlara ve Rablerinden bol nimet (ticaret) ve rıza isteyerek Beyt-i Haram’a yönelip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin! İhramdan çıktığınız zaman isterseniz avlanabilirsiniz. (Hudeybiye’de) Mescid-i Haram’dan sizi men ettikleri için bir kavme karşı duyduğunuz kin, sizi haddi aşmaya sevk etmesin. İyilik ve takvâ (Allah’ın emirlerine uygun yaşama/karşı gelmekten sakınma)da yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun! Şüphesiz Allah’ın (emirlerini çiğneyenlere karşı) cezası çok şiddetlidir. (Maide Suresi 2)

 

Ölü hayvan (leş), (çıkmış) kan, domuz eti, Allah’dan başkası adına boğazlanan; henüz canı çıkmadan yetişilip (şartlarına uygun tarzda) kesilenler dışındaki boğulmuş, (taş veya sopa vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, (başka bir hayvan tarafından) boynuzlanma neticesinde (ölmüş) ve yırtıcı hayvanlarca parçalanmış; bir de dikili (putlaştırılmış) taşlar için boğazlanmış (hayvanların etleriniyemeniz) ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. İşte bunları yapmak, (Allah’a) itaatsizliktir. Bugün küfre sapanlar/inkârcılar dîniniz(i ortadan kaldırıp sizi kendilerine çevirmek)ten ümidi kestiler, artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün dîninizi (hükümleriyle) kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak (hayat tarzı olan) İslâm’ı beğenip seçtim. (İşte dindeki bu yasaklara uymakla beraber) kim açlıktan çaresiz kalırsa, günaha meyletmeksizin/istek duymaksızın (bu sayılan haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. (Maide Suresi 3)

 

(Resûlüm!) Kendilerine hangi şeylerin helal edildiğini sana sorarlar. De ki: “(Bütün) iyi ve temiz olanlar size helal kılındı. Alıştırarak Allah’ın size öğrettiğinden kendilerine öğrettiğiniz avcı hayvanların (kendilerine değil) size tutuverdiklerinden (öldürseler bile) yiyin ve üzerine (bunları salarken) Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’ın emrine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının. Şüphesiz ki Allah hesabı çok çabuk görendir.” (Maide Suresi 4)

 

AYETLERİN İCMALİ MANALARI

 

Deve, sığır ve koyun etlerinin kesimden sonra müminlere helal oldu­ğunu zikrederek ileride tafsilatı geleceği gibi murdar ölmüş hayvanı ve kanı haram kılarak hac ve umre İçin ihramlı bulundukları vakitlerin dışın­da avlanmalarının mubah olduğunu bildirmektedir.

 

Allah c.c.’in alametlerinden olan hac menasikinde yapılması haram olan şeylerin helal bilinerek yapılması, haram aylarda savaşılması, hac esnasında kesilecek kurbanlarla bunların boyunlarındaki gerdanlıklara saldırılmasını yasaklamaktadır. Mescidi harama yalnız Allah c.c.’in rızasını talep etmek için gelenlere düşmanlık edilmemesini, onlarla savaşılmama-sını emretmektedir.

 

Allah c.c., hac İhramından çıktıktan sonra müminlere avlanmanın mu­bah olduğunu bildirerek yalnızca sevmedikleri için insanlara sebepsiz ye­re tecavüz ederek saldırmalarını da yasaklamıştır. Zira zulüm çok çirkin bir fiildir ve Allah c.c., haddi aşmayı ve zulmetmeyi bütün şekilleriyle ha­ram kılmıştır.

 

Allah c.c., müminlere hayır ve takva üzerine birbirlerine yardımcı ol­malarını emrederek günah ve aşırı derecede düşmanlık yapmak hususun­da müminlerin birbirlerine yardım etmelerini yasaklamaktadır. Allah c.c.’in emirlerine muhalefet edenler için çok şiddetli bir ceza olduğu da bildiril­mektedir.

 

Üçüncü ayette, surenin başında icmâlen zikredilen haramlar tafsilatlı olarak beyan edilmektedir. Bunlardan oklarla kumar oynama ve oklarla et taksim etme İstisna olmak üzere tamamı yiyecek maddeleri ile ilgilidir. Bu ayette haram kılınan maddeler, cahiliyet devrinde helal sayılarak ye­niliyordu.

 

Haram edilen yiyecek maddeleri şunlardır: murdar ölmüş hayvan eti, kan, domuz eti, Allah c.c. dışında başka varlıklar adına kesilen hayvan et­leri, boğularak öldürülen hayvan etleri, sopayla dövülerek öldürülen hay­van etleri, yüksek bir yerden veya kuyuya düşerek ölen hayvanların etleri, yırtıcı hayvanların öldürdüğü hayvanların etleridir. Ancak ölüm şekilleri sayılan bu hayvanlar, ölmeden önce yetişilerek şer'î şekilde kesilirlerse o zaman helal olurlar. Bir de putlara veya insanlara saygı İçin kesilen hayvanların etleri haramdır. Allah c.c., fal veya kumar oklarıyla herhangi bir şeyi taksim etmeyi, —ki onlar bir hayvanı kestikten sonra üzerinde sayılar olan oklarla taksim ederlerdi ve bunu ilahlarıyla istişare olmak üzere yaparlardı— Allak c.c.. haram kılarak bunların şeytanın işlerinden olduğunu beyan etmiştir.

Allah c.c.. mevzuumuz ayetin sonunda İslam’ın en kamil din olduğunu, şeriatının da tamamlanmış bir şeriat olduğunu, zaruret halleri hariç, güzel şeylerin helal, pis şeylerin de haram olduğunu bildirmektedir.

 

AYETLERİN NÜZUL SEBEBLERİ

 

İbn-i Abbas r.a.'ten rivayet edildiğine göre, müşrikler Kabe’yi tavaf ederler, kurbanlarını keserler ve Hz. İbrahim'den kalma hac menasiklerine tazim ederlerdi. Müslümanlar bunu değiştirmek istediler. Bunun üzerine, “Ey iman edenler. Allan’ın şeairine (âdetlerine), haram olan ava, kurbanlık hediyelere, (onlardaki) gerdanlıklara...” ayeti nazil oldu. (F. Razi, tefsir, C. 11, S. 128. Taberi Tefsir. C. 6. S. 54.)

 

AYETLERİN TEFSİRİNDEKİ İNCELİKLER

 

Birinci incelik: Allah c.c., Hac’da kesilecek kurbana saldırmayı ya­saklamıştır. Bundan ayrı olarak da kurbanlıkların boyunlarındaki gerdan­lıklara saldırmanın yasak olduğunu bilhassa bildirmiştir. Burada boyunları­na halka takılan kurbanlık koyunların şerefine işaret edilerek hayvanların kendilerine değil, boyunlarına takılan halkalara bile saldırmak yasaklan­maktadır. Bu yasaklama şekli ile. “Mümin kadınlara da şöyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini açmasınlar.” (Nur: 31) ayetin deki yasaklama aynı inceliği taşımaktadır. “Ziynetlerini açmasınlar” ifadesinden maksat, ziynet eşyalarının yasaklanması değil, bu eşyaların ta­kıldığı mahallerin yasaklanmasıdır.

 

Allah c.c. kadınlara değil ziynet ma­hallerini, ziynetlerin kendilerinin gösterilmesini bile yasaklamaktadır. Eğer yasaklama yalnızca ziynet mahallerine hasredilseydi, bundan ziynet eş­yalarının gösterilebileceği anlaşılabilirdi. Mevzuumuz ayette de boyunlar deki halkalara saldırmak bile yasaklanarak kurbanlık koyunların şerefi ve saldırılmamaları gerektiği bildirilmektedir. Bu, ancak Allah c.c.’in kela­mında görülebilecek bir inceliktir.

 

İkinci incelik: Cahiliyet adetleri, körü körüne bir ırk ve kabile taas­subu üzerine kurulmuştur. Onlar, “Kardeşine zâlim de olsa, mazlum da olsa yardım et.” derlerdi. “Kardeş”ten maksat, kendi kabilesinden bir ferdi ve kabilenin ferdine zâlim de olsa yardım etmek esastı. Çünkü cahiliye devrinde bir insan kabilesinin yolu üzere bulunmak zorundaydı. Bu yolun doğru veya sapık olması önemli değildi. Bu hususu cahiliye devri şairle­rinden Düreyd bin Esemmet’e bir şiirinde şöyle dile getirir: “Ben, Gaziyye kabilesinin bir ferdiyim. Kabilem saparsa ben de saparım. Doğru yoldan giderse ben de doğru yoldan giderim.” (Dr. Hasan Şazeli. Arap Edebiyatı Tarihi ve Metinleri, Cidde, 1976. C. l. S. 15)

 

İslâm, cahiliyet devrindeki kabile taassubunu ve ırkçılığı kaldırarak İnsanlığı topyekûn kuşatan bir bakışla hayır ve takvada yardımlaşma, gü­nah ve haddi aşmada yardımlaşmama gibi cemiyetin fertlerini birbirlerine bağlayıcı en güzel ve esaslı bir kural getirmiştir. İşte bu hususu “iyilik et­mek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinize yardımlasın. Günah işle­mek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın, Allahtan korkun. Şüphesiz ki Allah, cezası çok çetin olandır.” ayetiyle beyan etmiştir.

 

Üçüncü incelik: Cahiliyet devrinde uzak bir yere gitmeden, savaşa, ticarete çıkmadan, evlenme teşebbüsünde bulunmadan önce, birisinin ne­sebinde şüpheye düşüldüğü veya faili meçhul bir cinayetin failinin bulun­ması istendiği zaman ya da diğer bazı önemli işlerde Mekke'deki putların en büyüğü olan Hübel'in yanına gelerek oradaki falcıya yüz dirhem kar­şılığında fal okları çektirirlerdi. Eğer üzerinde “Rabbim bana emretti” yazılı ok çıkarsa, düşündükleri işi hemen yaparlardı. Şayet üzerinde “Rab­bim bana yasakladı” yazılı ok çıkarsa teşebbüs etmek istedikleri işten vazgeçerlerdi. İşte Allah c.c., “...Fal oklarıyla kısmet ve (hüküm) arama­nız üzerinize haram edilmiştir.” buyurmuştur. Bu ayetle nakledilen batıl inanç ve adet yasaklanmıştır.

 

Ne yazık ki, çağımızın Müslümanları bilerek veya bilmeyerek on beş asır evvelki adetleri yerine getirmektedirler. Her ne kadar bugün fal okları yoksa da onun yerine başka alet ve edevatlar konulmaktadır. Bazıları da mesela, aynaya veya bildiğimiz fasulye tanelerine bakarak insanların ge­leceği hususunda bilgi vermektedirler. Onlara bu bilgiyi kimden aldıkları sorulunca, “Bu bilgileri cinlerden alıyoruz” diye hiçbir aslı olmayan yalan­larına insanları inandırmaya çalışırlar. Okuyucularımızın faydalanmaları için bu hususta birkaç hadis naklediyoruz:

 

Hz. Ayşe'den şöyle rivayet edilmiştir: “Halktan bazıları Resülullah’a falcılar hakkında sordular. “Falcılar bir şey değildir.” buyurdu. Onlar, “Ya Resülullah s.a.v., falcıların bazı söyledikleri doğru çıkıyor.” dediler. “O doğru çıkan söz, onların onlara söyledikleridir. Yalnız onlar cinlerden al­dıkları çok az bilgiye yüzlerce yalan katarak söylerler.” buyurdu.” (İmam Nevevi, Riyazü's-Salihin, Lübnan baskısı, S. 590)

 

Safiyye binti ebi Abid r.anha, Resülullah s.a.v.'in zevcelerinden rivayet etmişlerdir: “Kim falcıya giderek ondan bir şey sorar ve aldığı ce­vabı tasdik ederse kırk gün namazları kabul edilmez.” (İmam Nevevi, Riyazü's-Salihin, Lübnan baskısı, S. 591)

 

Resülullah s.a.v.'in bu sözlerinden anlaşılıyor ki, falcılık İslam'da kesin olarak yasak edilmiştir. Hem Müslüman’ım demek, hem de cahili adetlere inanmak Müslümanlıkla bağdaşır bir şey değildir.

 

Dördüncü incelik: “...Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzeriniz­deki nimetimi tamamladım ve size din olarak Müslümanlığı (verip ondan) hoşnut oldum...” ayeti. Resülullah s.a.v.'a veda haccında ve cuma günü Arafat’ta nazil olmuştur. Cuma günü Arafa vakfesinin yapılması bayramı müjdelediği gibi, bu ayetin nüzulü de ikinci bir bayram müjdesi olmuştur. Hatta Yahudilerden biri Hz. Ömer'e gelerek. “Kitabınızda okuduğunuz bir ayet vardır ki, eğer biz Yahudilere öyle bir ayet nazil olsaydı biz o günü bayram ilan ederdik.” dedi. Hz. Ömer, “Hangi ayeti kastediyorsunuz?” diye sorunca da, “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim...” ayetidir.” de­di. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Allah c.c.'a yemin ederim ki o ayetin hangi gün ve saatte Resülullah s.a.v.'a nazil olduğunu biliyorum. O, cuma günü Arafat’ta,   yatsı vaktinde nazil oldu.” dedi. (Buhari, Müslim. Tirmizi ve Nesai)

 

Bir rivayete göre bu ayet nazil olduğunda Hz. Ömer, Resülullah s.a.v.'a ağlayarak “Biz dinimizden daha birçok şeylerin gelmesini bekliyorduk. Çünkü bir şey tekâmül ettimi ondan sonra günden güne noksanlaşmaya başlar.” dedi. Buna karşılık Resülullah s.a.v., “Doğru söylüyorsun ya Ömer.” buyurdu. Bu ayet. Resülullah s.a.v.'in bu dünyadan ahrete teşrif edeceğine de işaret etmektedir. Nitekim Resülullah s.a.v., bu ayetin nüzu­lünden sonra 81 gün yaşamıştır. (Şeyh Cemal. Fütuhat-ı İlahiye. C. 1, S. 483)

 

AYETLERDEKİ ŞER'İ HÜKÜMLER

 

Birinci hüküm:   Ayetteki “ahidier” kelimesinden maksat nedir?

 

Bazı âlimlere göre, ayetteki “ahitler” kelimesinden maksat, borç, alış, satış ve ticari sözleşmeleridir. Bu, Hasan-ı Basrî r.a.'in de görüşüdür. Diğer bazı âlimlere göre ise ayetteki “ahitler” kelimesinden maksat hac, namaz, oruç, itikaf ve adak gibi şer'î sözleşmelerdir. İbni Abbas r.a. ve Mücahid r.a. de bu görüştedirler. Taberi de bu görüşü tercih etmiştir.

Sahih olan, Kurtubî ve müfessirlerin cumhurunun görüşleridir. Buna göre ayetteki “ahitler” kelimesinden murad Müslümanların muamele (alış­veriş, borç kiralama vb.) ve şeriatın teklifleri, Allah c.c.’in kullarına farzettikleri, helal ve haram ettikleri şeyler hakkındaki ahitleridir.

 

Kurtubi bu hususta şöyle der: “Zeccac'a göre ayetin anlamı şöyledir: “Allah c.c.’in size emrettikleri ile kendi aranızda birbirinizle yapmış oldu­ğunuz alış-veriş. kiralama ve diğer muamelatı yerine getiriniz.”

 

“Ayet. Zeccac'ın dediği gibi tefsir edilirse, “ahidler” kelimesinden an­laşılan umumi ahitlerdlr. Ahid bahsinde sahih olan görüş de budur. Çünkü Resülullah s.a.v., “Müminler ancak alış-veriş ve diğer muameleleriyle bi­linirler.” buyurmuştur.” (Taberi, tefsir, C. 6, S. 33.)

 

İkinci hüküm: Ayetin İşaret ettiği hayvanların etlerinden haram olan­lar hangileridir?

 

Ayet, etleri haram olan hayvanları tafsilatlı olarak bildirmiştir. Bun­lar: Murdar ölmüş hayvanlar, kan, domuz eti, putlar için kesilen hayvanlar, Allah c.c.'tan başkasının adına kesilen hayvanlar, boğularak öldürülen, sopa ile dövülerek öldürülen hayvanlar, yüksek bir yerden düşerek ölen, diğer bir hayvanın vurmasıyla ölen ve aslan, ayı, kurt gibi yırtıcı hayvan­ların öldürdüğü hayvanların etleridir.

 

Ancak Allah c.c., sopayla dövülen, yüksek bir yerden düşen, diğer bir ehli hayvan tarafından vurularak düşürülen, yırtıcı hayvanlar tarafından yaralanan hayvanların ölmeden önce, canları tam çıkmadan önce yetişi­lerek şerlatin emrettiği şekilde kesilirlerse helal olacaklarını da istisnaen bildirmiştir.

 

Fakihler bu tür hayvanlar —ki bunlar ölmüş hükmündedirler— şer'î bir kesim ile kesildikleri takdirde helal olup olmayacakları hususunda ih­tilaf etmişlerdir.

 

Şafii mezhebinde meşhur olan görüşe göre, bu tür hayvanlardan her­hangi birine ulaşıldığında onda hayat eseri —kuyruğunu sallamak, aya­ğını çekip uzatmak gibi— varsa kesildiği takdirde eti helaldir. Hanefi mez­hebinin görüşü de bu yoldadır.

 

Diğer âlimler ise bu tür hayvanlar için istikrarlı bir hayat —ki hemen ölecek değil— şartı koymuşlardır. Bu istikrarlı hayatın belirtisi ise hay­vanın kesim vakti değil, kesimden sonra hayat belirtisi sayılan hareketleri —ayağını uzatıp çekme, kuyruğunu sallama gibi— yapmasıdır.

 

İmam Malik r.a.'ten yapılan bir rivayete göre bu tür hayvanlar kesil­mediği takdirde hemen ölürse kesim onu helal kılmaz. Çünkü o zaten öl­mektedir.

 

Fakihler arasındaki bu ihtilafın sebebi, ayetteki “kestikleriniz müstes­na” ifadesindeki istisnanın muttasıl mı, yoksa muntakı mı olduğu husu­sudur. (— istisnai muttasıl: İstisna edilenlerin içerisinde olduğu halde bilahere çıka­rılana denir. Mesela -İstanbul ve kazalarının müftüleri geldiler- denildiği zaman bütün müftülerin geldiği anlaşılır Bilahere, -illa Eminönü müftüsü gelmedi- denildiği zaman Eminönü müftüsü -illa- kelimesiyle istisna edilmiş olur. (İstisnai munkatı: İstisna edilen şeyin başlangıçtada istisnalar arasında olmamasıdır. Mesela, -Merkez vaizleri geldiler, illa müftü gelmedi “ sözünde peşin olarak müftü dışarıda bırakılır Daha sonra müftü vaizlerden istisna edildiğinde buna istisnai munkatı denir (Mütercimin notudur)

 

Âlimlerden ayetteki “kestikleriniz müstesna” ifadesini istisna-i muttasıl olarak anlayanlara göre “kestikleriniz” kelimesinden önce ayetin akışında sıralanan kazaya uğrayan hayvanların kesim ile helal olacağı hükmüne varılır. Buna göre ayetin manası şöyle olur: “Siz kazaya uğrayan hayvanlara ulaştığınız zaman onlarda hayat belirtileri varsa kesmenizle onların etleri size helal olur.”

 

Ayetteki “kestikleriniz müstesna” ifadesini istisna-i müntakı olarak anlayan âlimlere göre ise kazaya uğrayan hayvanlara ulaşıldığında onda hayat belirtileri görülse dahi kesilmesi halinde eti helal değil, haram olur Bu görüşe göre de ayetin anlamı şöyle olur: “Ayette sayılan vasıftaki hay­vanlar size haramdır. Ancak Allah c.c.’in size helal kıldığı hayvanlardan kestiğiniz takdirde size helal olur.”

 

Buradaki istisnanın istisna-i muttasıl olarak anlaşılması tercihe daha şayandır. Zira yüksek bir yerden düştüğü halde ölmeyen bir hayvanın ke­silmesi caiz ve helaldir. Hayvanın düştükten birkaç gün sonra kesilmesi halinde helal olacağı konusunda zaten ittifak vardır.

 

Ayetteki istisna, sıralanan hayvanlardan istisna edilir. Yani sıralanan beş sınıf hayvandan bir tanesi geçirmiş olduğu kazadan dolayı ölmediği takdirde kesilmesi ve eti helaldir. Hz. Ali ve İbni Abbas r.a. da bu görüş­tedir

 

Üçüncü hüküm: Şer'i kesim nasıl yapılır?

 

İmam Malik r.a.'e göre şer'î kesim, hayvanın nefes borusu ve şahda-marları kesilerek yapılır.


İmam Şafii
r.a.'ye göre, hayvanın nefes borusu ve yemek borusunun kesilmesi kafidir. Şahdamarlarının kesilmesine gerek yoktur. Zira nefes ve yemek borularının kesilmesi hayvanın hayatına son verir.

 

İmam-ı Azam r.a.'a göre şer'î kesim, yemek, nefes borularının veya şahdamarlarından herhangi birinin kesilmesiyle olur.

 

Bu husustaki tafsilat fıkıh kitaplarından öğrenilebilinir. Şu kadarını söyleyelim ki, İmam Malik r.a. ile Ebu Hanife r.a. kesimde etin tadını göz önüne alarak hayvanın şahdamarlarından birinin kesilmesini şart koşmuş­lardır. Çünkü bu damarlardan birinin kesilmesiyle kan daha rahat boşa­nacağı gibi, Resülullah’ın, “Hayvanın kanı akıtılırken Allah r.a.'in ismi anılırsa o hayvanın etini yiyiniz.” (Buhari ve Müslim) hadisine de uygun davranılmış olur.

 

Kan akıtan her alet —diş ve tırnak hariç— kesim aleti olabilir. Hatta İmam Ebu Hanife r.a.'ye göre diş ve tırnak kendi başlarına kesici olurlar­sa onlarla da kesim yapmak caizdir.

 

Vahşileşen veya kuyuya düşen bir deve av hayvanı gibidir. Av hayva­nın da nasıl kesim şart değilse, besmeleyle atılan kurşun veya ok kesim sayılıyorsa vahşileşen deve hakkında da kesim sayılır. Zira Buhar?, Nesaî ve Ebu Davud, Rafl bin Hadic'ten şöyle rivayet etmişlerdir: “Bir yolculukta Resülullah ile birlikte idik. Arkadaşların develerinden bir tanesi ürktü ve kaçtı. Yanımızda onun arkasından yetişebileceğimiz bir at da yoktu, içi­mizden biri bir ok attı ve deveyi yere düşürdü. Bunun üzerine Resülullah s.a.v., “Ehli hayvanlar da vahşiler gibi insanlardan kaçıp uzaklaştılar mı şimdi atılan ok ile vurulduğu gibi siz de onu atın ve vurun.” buyurdu.”

 

İmam Malik r.a.'e göre ise böyle vahşileşerek kaçan ehli hayvanın ke­simi yine ehli bir hayvan gibi yapılmalıdır. İmam Hanbel r.a., bu hususta, “Öyle sanıyorum ki İmam Malik r.a., Rafi bin Hadic'in rivayet ettiği hadisi işitmemiştir.” der.

 

İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'an isimli tefsirinde Rafi bin Hadic'in riva­yet ettiği hadisi tevil ederek şöyle der: “Ehli hayvanlardan bir tanesi ür­küp kaçsa ve vahşi hayvanlar gibi insanları gördükçe kaçmaya devam et­se onu ok veya başka bir silahla vurmak caizdir. Bu vuruş hayvan için kesim sayılır. Çünkü eti yenen vahşi hayvanların da yakalanıp kesilme­leri pek mümkün değildir. Bu yüzden avcılar tarafından ok veya herhangi bir silahla vurulduğu takdirde o vuruş, onun kesimi sayılır.”

 

Dördüncü hüküm: Yırtıcı hayvanlarla kuşların avladıkları hayvanların hükmü nedir?

 

“Allanın size öğrettiğinden öğretip terbiye ederek yetiştirdiğiniz av­cı hayvanların size tutuverdiklerinden de yiyin ve üzerine besmele çekin”

 

Ayeti, köpek, pars, doğan, şahin gibi hayvan ve kuşların yakaladıkları ye­nilmesi mubah olan hayvanların etlerinin kesilmeden yenilmesine delalet eder. Ancak avcı hayvanın mutlaka eğitilmiş olması gerekir.

 

Fakihler eğitilmiş her köpeğin etinin yenilmesinin caiz olduğunda it­tifak etmişlerdir. Çünkü Resülullah s.a.v.. Adiy bin Hatem'e, “Sen eğitilmiş köpeğini avlayacağın hayvanı yakalamak üzere bıraktığın zaman besmele çek. Yakaladığı hayvandan herhangi bir kısmını koparıp yememişse onun etinden ye. Şayet o. avladığı hayvanın etinden yerse siz artık ondan ye­meyin.” (Kutub-i Sitte) buyurmuştur.

 

Bazı âlimler av için eğitilmiş köpek hakkında bazı şartlar ortaya koy­muşlardır. Bu şartları haiz hayvanın yakaladığı av hayvanının eti yenebilir. Bu şartlar şunlardır:

 

— Eğitilmiş köpeği çağırdığınız zaman mutlaka gelmesi lazımdır. O köpek bir şey yaparken sahibi yapma dediğinde hemen bırakmalıdır. Zi­ra Allah c.c., “Allanın size öğrettiğinden öğretip (terbiye ederek) yetiştir­diğiniz...” buyurmuştur. Bu ayet köpeğin mutlaka eğitilip terbiye edilmesi­ni şart koşmaktadır. Köpeğin terbiyesi de ancak çağrıldığı zaman gelmesi, istenilen birşeyi yapması, istenilmeyenleri yapmaması ile bilinir.

 

— Av köpeği, avladığı hayvanın etinden yememelidir. Zira Allah c.c.. “...avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yiyin...” buyurmuştur. Bura­dan köpeğin avından yememesi gerektiği anlaşılmaktadır.

 

— Av köpekleri av üzerine bırakıldıkları zaman besmele çekmek şarttır. Çünkü Allah c.c., “...üzerine besmele çekin.” buyurmuştur. Ayrıca yukarıda nakledilen Adiy bin Hatem hadisinde Resülullah s.a.v.'ın “...Bı­raktığın zaman besmele çek” demesi de besmele çekmenin farz olduğuna delalet etmektedir.


— Eğitilmiş hayvanlarla avcılık yapanın Müslüman olması şarttır.

Bu şartlar hakkında fakihler ihtilaf etmişlerdir. Bunlar geniş olarak fıkıh kitaplarında yazılıdır.

 

Kaynak: Muhammed Ali Sabunî Ahkâm Tefsiri, Cilt 1, s 456-464

 

05.03.2009 00:23:00 Bu sayfa 15043 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri